Ziyaretçi defteri Künye E-gazete
DÖVÝZ KURLARI
EUR EUR 1.9558 Lv.
USD USD 1.6671 Lv.
GBP GBP 2.1658 Lv.
TRL TRL 0.4717 Lv.
Anasayfa Haberler   Yorumlar   Edebiyat Video Arþiv
16 Aðustos 2017
YORUM

Bulgaristan’da İnsanlığa Karşı İşlenen Büyük Suçun Sadece ‘Asimilasyon’ Adı Altında Kınanması ve Devam Eden Mağduriyet

28 Ocak 2012

Dr. Vildane Özkan
Bu yazıda, 11 Ocak 2012’de 240 koltuklu Bulgaristan Parlamentosu’nda 115 milletvekilinin katılımıyla gerçekleştirilen oylamada 112 “kabul” ve 3 “çekimser” oy ile kabul edilen ve “Bulgar Müslümanlarına Yönelik Girişilen Zorunlu Asimilasyonu Kınama Bildirisi” başlığını taşıyan Bildiri taslağının içeriği üç açıdan tartışılmaktadır.

Birinci olarak; söz konusu Bildiri, Bulgaristan’ın gerçek suçu ve gerçek mağduru gizleyerek sadece ‘asimilasyonu’ kınama stratejisi ile Avrupa Birliği ve dünya kamuoyu nezdinde elde ettiği konum ve mağdurlara karşı kendisini kurtardığı hukuksal sorumluluklar açısından ele alınmaktadır.

İkinci olarak; Bulgaristan’ın 2006’da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde çağdaş Avrupa tarihindeki en büyük suçun Bulgaristan’da 1984-89 yılları arasında sözde ‘Soya Dönüş Süreci’ adıyla ulusal Türk azınlığı üzerinde işlenen “etnik-soykırım” olduğunu kabul ettiği halde, söz konusu Bildiri’de neden “etnik soykırımı” değil de hukuki herhangi bir yaptırım ve sorumluluğu içermeyen sadece “asimilasyonu” kınadığı sorusu ele alınmaktadır. Bu bağlamda Bulgaristan’da İnsanlığa Karşı İşlenen Büyük Suç süreçlerinin nasıl tanımlanacağı ve değişik boyutlarınınnasıl kavramsallaştırılacağının hala suçu işleyen tarafın -Bulgaristan’ın siyasi otoritesi- tercihi çerçevesinde belirleniyor oluşu, eleştirel bir yaklaşımla ele alınmaktadır.

Üçüncü olarak; Bulgaristan’ın hiç bir zaman resmi olarak tanımadığı “ulusal Türk azınlığı” üzerinde işlediği ancak kınanıp cezai yaptırımlara tabi tutulmayan İnsanlığa Karşı İşlediği Büyük Suçların farklı nitelik ve boyutları, uluslararası akademik ve hukuksal düzlemlerde temellendirilmiş ve meşrulaştırılmış tanımlarla kavramsallaştırılarak maddeler halinde ele alınmaktadır.
Yazının sonunda söz konusu Bildiri’nin tam metninin Türkçe çevirisi verilmektedir.

1. Bulgaristan’ın Gerçek Suçu ve Gerçek Mağduru Gizleyerek Kınama Stratejisi Üzerine
11 Ocak 2012’de Bulgaristan Cumhuriyeti Parlamentosu, yakın geçmişinde (sosyalist dönem olarak bilinen Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nde) 1984-89 yılları arasında ulusal Türk azınlığı üzerinde işlediği İnsanlığa Karşı Büyük Suçlara ilişkin olarak “Gerçek Suçu ve Gerçek Mağduru Gizleyerek Kınama” yöntemini kullanarak, -Türkiye’de ve dünyada bazı medya kuruluşları tarafından yanlışlıkla “özür dileme bildirisi” olarak anlaşılmış olsa da- “sadece kınama içerikli bir bildiri”yi kabul etti .
Bildiri taslağını Bulgaristan Parlamentosuna başta İvan Kostov olmak üzere Mavi Koalisyon grubu sunmuştur. Çoğunluğu Bulgaristan’daki ulusal Türk azınlığı mensuplarından oluşan Hak ve Özgürlükler Hareketi ise Bildiri’yi desteklemiştir.

240 sandalyeli Bulgaristan Ulusal Meclisi’nde taslak olarak sunulan Bildiri’yi oylamaya sadece 115 milletvekili katıldı. Taslak Bildiri, 112 “kabul” ve 3 “çekimser” oy ile kabul edildi.

Ancak söz konusu Bildiri’nin sadece simgesel bir anlam taşıdığı ve içerikten yoksun olduğu söylenebilir. Günümüzde Bulgaristan’daki siyasi otoritenin ulusal Türk azınlığı üzerinde işlenen İnsanlığa Karşı Büyük Suç ve Mağdurlukları nasıl dikkate almayıp önemsemediğinin kimi nedenleri ve görünümleri aşağıda tartışılmaktadır.

1.1. Bildiri’nin Başlığındaki Yanlış ve Eksik Kimliklendirme Sorunu

Bildiri, “Bulgar Müslümanlarına Yönelik Girişilen Zorunlu Asimilasyonu Kınama Bildirisi”adını taşımaktadır. Bildirinin orijinal başlığında geçen “Bılgarskite Myusyulmani” ifadesi, İngilizce’de “Bulgarian Muslims” ve Türkçe’de “Bulgar Müslümanları” olarak ifade edilir; ancak ve sadece kimi sınırlı açılardan (örneğin yoruma tabi tutulduğunda) “Bulgaristan Müslümanları” olarak da çevrilmesi mümkün olabilir.
“Bulgar Müslümanları” ifadesini, Türkiye’deki medya olduğu gibi değil yoruma tabi tutarak sadece “Bulgaristan Müslümanları” olarak çevirdi. Türkiye’de Dışişleri Bakanlığı, medya ve Bulgaristan’la ilişkili çeşitli derneklerin -genellikle Bulgaristan’ın işlediği Büyük Suçu ve kendi Büyük Mağduriyetlerini görmezden gelerek kendilerini ‘göçmen derneği’ olarak tanıtırlar-, taslak Bildiri’nin başlığındaki baskın bir biçimde “Bulgar Müslümanları” anlamı taşıyan ifadeyi sorunsallaştırmadığı gözlenmiştir.

Bildiri ile ilgili haberlerde bildiri başlığındaki “Bılgarskite Myusyulmani”yi Türkçeye “Bulgar Müslümanları” olarak tek çeviren ve rastlanan tek metnin, Bulgaristan’daki Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin (HÖH) internet sitesinin Türkçe sayfasında olduğu görülmüştür. HÖH, internet üzerindeki sitesinde Bildiri haberini “Parlamento üyeleri Bulgar Müslümanların zorla asimilasyonunu kınayan taslak bildiri kabul ettiler” başlığı ile vermiştir .
Günümüzde modern devletlerin coğrafi sınırları içinde kalan birçok azınlık mensubu, kendilerine ilişkin başat gruplar tarafından yapılan bu türden tanımlamaları sorunsallaştırmaktadır. Hatta başat grubun tanımları, azınlık gruplar tarafından Anayasa düzleminde de sorunsallaştırılmaktadır. Ama Bulgaristan’da Bulgar başat grubunun, ulusal Türk azınlığı mensuplarına ilişkin yaptığı geçmişteki ve günümüzdeki neredeyse hiçbir tanımın neredeyse hiçbir kesim tarafından sorunsallaştırılmadığı ve ulusal Türk azınlığı mensuplarının güç ilişkilerindeki kendi konumları açısından tanımlanmadığı görülmektedir.
Örneğin 1991’de kabul edilen ve bugün Bulgaristan’da yürürlükte olan Anayasa’da Bulgaristan’daki “ulusal Türk azınlığın” varlığı tanınmamakta ve bugünkü Bulgaristan vatandaşları “Bulgar vatandaşı” olarak tanımlanmaktadır (bkz. Bulgaristan Cumhuriyeti 1991 Anayasası, 25. maddenin 1. fıkrası). Bugünkü Bulgaristan Anayasasında Bulgar etnik kökeni dışındaki etnik kökenlerden söz edildiğinde ise “anadili Bulgarca olmayan vatandaşlar” ifadesi kullanılmakta ve Anayasa’da “Türk” kelimesi geçmemektedir (bkz. Bulgaristan Cumhuriyeti 1991 Anayasası, 36. maddenin 2. fıkrası). Aynı zamanda söz konusu Anayasa’nın 3. maddesinde “Cumhuriyetin resmi dili, Bulgarcadır” diye yazılıdır ve böylece ulusal Türk azınlığı mensuplarının anadili Türkçe de tanınmamaktadır.

Bugün yürürlükte olan ve “Türk kimliği”ni ne “kurucu unsur” olarak ne de “ulusal azınlık” olarak resmi bir biçimde tanımayan Bulgaristan Anayasası, ne Türkiye’deki Bulgaristan mağdurları tarafından kurulan dernek ve kuruluşlar tarafından ne de Bulgaristan’daki ulusal Türk azınlığı mensupları tarafından sorunsallaştırılmamaktadır.

1.2. Bildiri’de İnsanlığa Karşı İşlenen Büyük Suçlar Tanınıp Kınandı mı?

Bildiride geçen tek kınama cümlesi şudur: “Totaliter komünist rejimin, Bulgaristan Cumhuriyeti’ndeki müslüman** azınlığa yönelik asimilasyon politikasını, sözde ‘Soya Dönüş Süreci’ de dahil olmak üzere kesinlikle kınıyoruz.”

Türkiye’de bazı medya kuruluşları, Bildiri ile ilgili haberi “Bulgaristan, Türklere yapılan asimilasyonu kınadı” ya da “Bulgaristan, Müslüman ve Türklere yapılan zorunlu asimilasyonu kınadı” başlığıyla vermiş olsa da, Bildiri’deki kınama mesajında “Türk” kelimesi geçmemekte ve uluslar arası hukuki ve akademik düzlemde en doğru ve meşru ifadeyle “ulusal Türk azınlığı” ifadesinden de sakınılmıştır; tıpkı bugünkü Bulgaristan Anayasası’nda Bulgaristan’daki “ulusal Türk azınlığın” varlığı tanınmadığı gibi. Bulgaristan’daki ulusal Türk azınlığı, sadece dini kimliği ile tanındığında “Anadili” inkar edilmekte ve “Anadilinde Eğitim Hakkından” yoksun bırakılmaktadır***.

Bulgaristan’daki ulusal Türk azınlığı mensuplarını sadece “Bulgar Müslümanları” olarak tanımlamak; içinde yaşadıkları Devletin uluslar arası düzeyde meşru olan normlarına uymadıkları ve söz konusu normları gayri-meşru olarak yıkmaya çalıştıklarından dolayı 1915’te sınır-içi sürgüne tabi tutulan Ermeniler için sadece ‘Osmanlı Hıristiyanları’ tanımını kullanmaya benzer. Ya da başka bir deyişle; Bulgaristan’daki ulusal Türk azınlığından “Bulgar Müslümanları” olarak bahsetmek, bugün Türkiye’de yaşayan Ermeniler için “Türk Hıristiyanları” ya da Kürtler için “Türk Müslümanları” demekle aynı şeydir.

Bildiri’de, Bulgaristan’daki “ulusal Türk azınlığı” kavramından dikkatli ve ciddi bir biçimde sakınılmıştır. Ancak Bildiri’de kınanan “Soya Dönüş Süreci” adıyla işlenen İnsanlığa Karşı Büyük Suçlar doğrudan “ulusal Türk azınlığı” üzerinde işlenmiştir.

Sözde Soya Dönüş Süreci’nin planlandığı ve uygulandığı döneme ait olan 1980-89 yılları arasında yazılmış ve bugün arşivlerde açık olan resmi devlet belgelerinde söz konusu uygulamanın “Bulgaristan için en büyük ve sorunlu etnik grup olan -Müslümanlarla değil- Türklerle ilgili” olduğu yazılıdır. Yani Bulgaristan’da İnsanlığa Karşı Büyük Suçların işlendiği dönemde yazılan resmi devlet belgelerinde sözde Soya Dönüş Süreci’nin “Müslüman grubuna” değil, “etnik bir grup olan Türklere” yönelik olduğu yazılıdır [4]. Ancak 11 Ocak 2012’de Bulgaristan Parlamentosu’nda kabul edilen Bildiri’de, dikkatli ve kasıtlı bir biçimde “Türk kimliği” tanınmayarak sözde Soya Dönüş Süreci’nin “müslüman azınlığa” yönelik olarak yapıldığı yazılıdır.
Bulgar Helsinki Komitesi, söz konusu Bildiri ile ilgili haberi “Ulusal Meclis, totaliter rejimin Bulgar Müslümanlarına yönelik zorunlu asimilasyon girişimini kınadı” başlığıyla verdi. Haberin sonunda Bulgar Helsinki Komitesi Bildiri’ye destek veren Bulgaristan’daki HÖH’ten “etnik Türk partisi” olarak bahsetmiştir. Söz konusu Bildiri ile ilgili haberi de internet sitesindeki “etnik azınlıklar” kategorisi altına koymuştur. Ancak Helsinki Komitesi, Bildiri’de, kınanan suçun “etnik Türkler” üzerinde işlendiğinin yazılmamış olmasını sorunsallaştırmamıştır.

SETIMES söz konusu Bildiri ile ilgili haberi, “Bulgaristan ‘Soya Dönüş Süreci’ için topraklarındaki Türklerden özür diledi” başlığıyla verdi. Ancak Bildiri’de “Türklerden özür dileyen” hiçbir ifade bulunmamaktadır . Türkiye medyasında da Bildiri’yle ilgili verilen kimi haberlerde “Bulgaristan’ın Türklerden özür dilediği” yazıldı, ancak bu tamamen bir yanlış anlaşılmadır; yazının sonunda verili Bildiri’nin tam metninde de görülebileceği gibi hiçbir biçimde “Bulgaristan, Türklerden özür dilemedi.”
Ayrıca Bildiri’de günümüzde Bulgaristan’ın resmi adı olan “Bulgaristan Cumhuriyeti’ndeki müslüman azınlığa yönelik asimilasyon”dan bahsedilmektedir. Böylece bugün sadece Bulgaristan topraklarında yaşayan Müslüman azınlığa yönelik yapılan bir “asimilasyon”un kınandığı söylenebilir. Söz konusu Bildiri’de yapılan kınama, açık bir biçimde bugün Türkiye’de yaşayan ve Bulgaristan’dan etnik temizlik sürecinde kovulan Bulgaristan Türklerine yönelik olarak yapılmadı.
Türkiye’de Dış İşleri Bakanlığı, medya ve ilgili derneklerin, bu çelişki ve eksikliği ya görmediği ya da görmezden geldiği söylenebilir. Ayrıca Bildiri başlığında geçen “zorunlu asimilasyon” kelimesi, Bildiri metnindeki kınama cümlesinde sadece “asimilasyon” olarak kullanılmıştır.

Taslak Bildiri’yi Bulgaristan Milli Meclisi’ne sunmada en etkili rolü oynayan İvan Kostov başkanlığındaki Güçlü Bulgaristan İçin Demokratlar, bildiri adını sitesinde yayınlarken Bildiri’deki “Bulgar Müslümanları” kelimesini çıkarmış ve haberi “Zorunlu Asimilasyonu Kınama Bildirisi” başlığıyla yayınlamıştır.
Bulgaristan’da büyük çoğunluğu ulusal Türk azınlığı mensuplarından oluşan Hak ve Özgürlükler Hareketi, daha önceki yıllarda söz konusu şiddet, baskı ve politik uygulamalar için Bulgar Ulusal Meclisi’ne “Sözde Soya Dönüş Süreci’ni Kınama Bildirisi” adıyla kınama bildirisi sunmuştur, ancak söz konusu bildiri kabul edilmemişti.

1.3. Bildiri’de 1989’daki “Etnik Temizlik” Tanındı, Ama Kınanmadı

Bildiri’de 1989’da Bulgaristan’dan Türkiye’ye kovulan/sürülen yaklaşık 400.000 Türk üzerindeki politik uygulama, bir tür “etnik temizlik” olarak ilan edilmesine rağmen; söz konusu “etnik temizlik” açıkça kınanmamıştır. Sadece söz konusu politik uygulamanın “bir etnik temizlik biçimi” olduğu ilan edilmiştir.
Bildiri’de “etnik temizlik” ifadesinin geçtiği cümle: “1989 yılında 360.000’den fazla türk kökenli**** bulgar vatandaşının kovulmasını, totaliter rejim tarafından işlenen bir etnik temizlik biçimi olarak ilan ediyoruz.”
Ancak kültür-kırımı ve etnik temizlik politikalarıyla Bulgaristan’dan Türkiye’ye kovulan Türklerin Türkiye’de kurduğu birçok dernek, uzun zamandan beri üzerlerinde işlenen İnsanlığa Karşı Büyük Suçları görmeksizin ya da görmezden gelerek “göç, zorunlu göç, göçmen, göçmen derneği vb.” ifadelerle kendilerini tanımlamaktadırlar.
Bulgaristan’daki yaygın kültür-kırımı ve etnik temizlik politikalarına karşı “bilgisizlik” ya da “görmezlikten gelme” Türkiye’de neredeyse kurumsallaşmış düzeydedir. Türkiye, söz konusu Bildiri’de 1989’da 400.000 civarında Türkün Bulgaristan’dan Türkiye’ye kovulmasının bir “etnik temizlik” biçimi olduğunun ilan edilişine şaşırmış görünüyor. Ancak Bulgaristan Türkleri, Bulgaristan’la ilgili dernekler ve Türkiye; etnik temizlik ve etnik temizliğin mağdurları için hala “göç, göçmen, zorunlu göç” ifadelerini kullanmayı sürdürmektedir. “Etnik temizlik” kavramı yerine “göç, göçmen, zorunlu göç” ifadelerinin kullanılışı; ya söz konusu Büyük Suça ve Büyük Mağduriyete ilişkin “bilgisizlikten” ya da “görmezlikten gelmekten” kaynaklandığı söylenebilir. Böylesine Büyük Suç ve Büyük Mağduriyet karşısında bu türden bir tepkinin, kendine özgü bir tepki biçimi olarak sosyal bilimlerin dikkati ve araştırma alanına da henüz girmediği söylenebilir.

1989’da Bulgaristan’da ulusal Türk azınlığı üzerinde uygulanan etnik temizlik için ‘Büyük Etnik Temizlik’ demek de uygundur. Çünkü ikinci dünya savaşından sonra Avrupa tarihinde görülen en büyük sayıda nüfusun kendi yurtlarından en hızlı biçimde kovuluşudur. Buna rağmen Türkiye’deki medya ve Balkanlardan etnik temizlik sürecinde kovulan Türklerin kurduğu birçok dernek; söz konusu politik uygulamayı şiddet ve mağduriyet unsurlarından mümkün olduğunca arındırıp ve herhangi bir hukuki yaptırım alanının dışına taşıyarak “göç” ya da “zorunlu göç” olarak ifade etmeyi sürdürerek kendileri için “göçmenim” demektedirler.
“Göç, göçmen, zorunlu göç, göçmen derneği” ifadelerine alışkın olan Türkiye medyası, 1989’daki Büyük Kovulmanın Bildiri’de “etnik temizlik” olarak ilan edilişinin üzerinde yeterince durmamış ve daha çok Bildiri’yle ilgili haberi “zorunlu asimilasyonun kınanması”na vurgu yaparak vermiştir.

Ayrıca bundan sonraki süreç için şu sorulabilir: Bulgaristan’ın bile “etnik temizliği” resmi olarak tanımış olmasından sonra, artık Türkiye’de kendilerini “göçmen derneği” olarak tanıtan dernekler ya da kendi kimlikleri için “göçmenim” diyen mağdurlar; bundan sonra da “göçmen derneği ve göçmen” ifadeleriyle kendilerini tanımlamayı sürdürecekler mi?

2. Bulgaristan Neden “Soykırım”ı Değil “Asimilasyon”u Kınadı?

Türkiye’nin gündeme getirmediği ve sormadığı bir diğer önemli soru da şudur: 2006’da Avrupa Konseyi’nde sözde ‘Soya Dönüş Süreci’nin etnik Türkler üzerinde yapılan bir “etnik soykırım” olduğunu söyleyen Bulgaristan[, bugün neden “soykırım”ı değil de “asimilasyon”u kınadı?

2006’da Avrupa Konseyi İzleme Komitesi önünde yapılan ve Bulgaristan’ın 1984-89 yılları arasında “Türkler üzerinde etnik soykırım” işlediğini kabul ettiği görüşmedeki diğer taraf ve aynı zamanda söz konusu görüşmenin yapılmasını sağlayan taraf, bugün Bursa’da bulunan ve Belene Toplama Kampı mağdurları tarafından kurulan BAHAD kurucu üyeleri Şükrü Altay ve Nasıf Mutlu’dur. Ancak Avrupa Konseyi’nde yapılan görüşmeler ve yayınlanan raporların hukuki bir bağlayıcılığının bulunmadığı da söylenebilir.

Bulgaristan, ulusal Türk azınlığı üzerinde işlediği İnsanlığa Karşı Büyük Suçlara atıfta bulunan ve uluslar arası hukukta cezai yaptırımı bulunan “soykırım” için değil de, söz konusu suçları gizleyen ve uluslar arası hukukta cezai bir yaptırımı bulunmayan “asimilasyon”u kınadığında neler kazanmış oldu? Diğer yandan mağdur olan Bulgaristan Türkleri neler kaybetmiş oldu ve nasıl yeni bir -görülmek istenmeyen- mağduriyet sürecine sokulmuş oldular?

Bu soruların aciliyet gerektiren doğru ve etkin cevapları; sadece şiir, gazel, slogan ve hamaset alanlarında üretilen tepkilerde değil, İnsan Hakları Çerçevesinde hukuksal meşruluk kazanmış alanlarda ulusal azınlıklara tanınmış hak ve özgürlükler esasında temellendirilmiş kavramlar ve süreçlerde de aranabilir. Ayrıca günümüz koşullarında uluslar arası topluluklar nezdinde insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde henüz ele alınmamış kimi hak ve özgürlük ihlallerine karşı verilecek cezai yaptırımları da içeren konuların, gündeme getirilerek tartışılmasına gereksinim duyulmaktadır. Örneğin Bulgaristan’ın yakın geçmişinde 1984-89 yılları arasında politik şiddet aracılığıyla gerçekleştirilen ad-kırımı uygulamasının, hangi hak ve özgürlükler ihlali ve hangi yaptırımlara tabi tutulabileceği tartışılabilir.
3. Bulgaristan’ın İnsanlığa Karşı İşlediği Büyük Suçlarla İlgili Henüz Kınanmamış ve Cezai Yaptırımlara Tabi Tutulmamış Açık Suçlar:

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan günümüze kadar Bulgaristan’da (Bulgaristan Prensliği, Bulgaristan Krallığı, Bulgaristan Halk Cumhuriyeti ve bugünkü Bulgaristan Cumhuriyeti) siyasi otorite tarafından ulusal Türk azınlığı üzerinde;

• fiziksel soykırım,
• kültür-kırımı (kültürel soykırım),
• etnik-kırım (etnik soykırım),
• ad-kırımı,
• etnik ayrımcılık,
• nefret suçları ve
• etnik temizlik (sınır-dışına kovma)

biçiminde çeşitli kırım süreçleri uygulanmış, planlanmış ya da öngörülüp istenmiştir. Söz konusu kırım süreçleri bağlamında 1984-89 yılları arasında Bulgaristan’da sözde Soya Dönüş Süreci adıyla sayıları 1 milyondan fazla ulusal Türk azınlığı mensubu üzerinde politik baskıyla yapılan uygulamalar, Avrupa tarihindeki en hızlı ve şiddetli kültür-kırımı uygulaması olarak tanımlanmış ve tarihe geçmiştir. Adı geçen kırım süreçleri genel biçimiyle aşağıda açıklanıp değerlendirilmektedir.

3.1. Fiziksel Soykırım:

Fiziksel soykırım; belli bir ulusal, etnik ya da dinsel azınlığın bir kısmını ya da tamamını amaçlı olarak öldürme eylemidir.
Bu tanıma göre Bulgaristan; sadece uzak geçmişinde değil, yakın geçmişindeki (1984-89) politik uygulamalara bakıldığında da ulusal Türk azınlığı üzerinde “fiziksel soykırım” gerçekleştirmiştir. Bulgaristan İç İşleri Bakanlığı’ndaki arşivler, Uluslar arası Af Örgütü ve mağdur-tanıklar; Bulgaristan’da politik-amaçlı olarak öldürülen Türklerden bahsetmektedir.

Bulgaristan’ın yakın geçmişinde ulusal Türk azınlığı mensupları üzerindeki söz konusu “fiziksel soykırım”ı; ne Türkiye’deki Bulgaristan’la ilgili dernekler, ne Bulgaristan Türkleri (Bulgaristan’da ya da Türkiye’de yaşayanlar) ne de Türkiye sorunsallaştırmaktadır. Söz konusu Bildiri’de de, Bulgaristan’ın ulusal Türk azınlığı üzerinde işlediği “fiziksel soykırım” tanınmamıştır.

3.2. Kültür-Kırımı (Kültürel Soykırım)

Kültür-kırımı (kültürel soykırım); etnik, dinsel ya da ulusal bir grubun tüm kültür unsurlarını yok etmeye, yasaklamaya ve cezalandırmaya yönelik bir politik uygulamadır.

Bulgaristan’da 1984-89 yılları arasında ulusal Türk azınlığının istisnasız tüm kültür unsurları (dil, din, tarih, giysi, folklor vs.) üzerinde doğrudan yok etme, yasaklama ve işten atmadan öldürmeye kadar çeşitli cezalandırmalar ile kültür-kırımı uygulanmıştır. Söz konusu kapsamlı kültür-kırımı, Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’ndeki siyasi otorite tarafından “Soya Dönüş Süreci” olarak adlandırılmış ve meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.

Adı geçen kültür-kırımı sürecinde gerçekleştirilen kırım ve mağduriyetin şiddeti gizletilerek Bildiri’de, sadece “asimilasyon” ya da “zorunlu asimilasyon” ifadeleriyle bir kınama yapılmıştır. Böylece gerçekte işlenen Avrupa tarihinde İnsanlığa Karşı En Büyük Suçlardan birinin uygulanmış, yaşanmış ve hala etkileri devam eden şiddetinin görmezden gelinmesi, tanınmaması ve kınanmaması sürdürülmektedir. Bununla birlikte işlenen suçlarla ilgili ne Bulgaristan Devleti gerçek anlamıyla sorumluluğu üstlenmekte ne de söz konusu mağdurlar tarafından hukuksal meşruluk temelinde etkili bir sorunsallaştırma ve hak arayışı girişimleri bulunmaktadır.

3.3. Etnik-Kırım (Etnik Soykırım)

Etnik-kırım (etnik soykırım) kavramı; etnik, dinsel ya da ulusal bir grup üzerinde esas olarak etnik kimlikleri yok etmeyi amaçlayan ancak fiziksel soykırımı da içerebilen politik uygulamalar için kullanılır. Kavram; bazen fiziksel soykırım ile eş anlamlı olarak kullanılırken, bazen de kültür-kırımı ile eş-anlamlı olarak da kullanılabilmektedir.

Kavram, hangi anlamda kullanılırsa kullanılsın 1984-89 yılları arasında Bulgaristan’da ulusal Türk azınlığı üzerinde gerçekleştirilen politik uygulamalar için “etnik-kırım (etnik soykırım)” demek de uygundur.
2006 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde Bulgaristan’ı temsilen bir konuşma yapan Ünal Lütfü, komünist totaliter rejimlerin birçok baskı ve suç işlediğini, ama bazılarının yıkılışının son anına kadar bu baskı ve suçları işlemeyi sürdürdüğünü ifade etmiş ve komünist totaliter rejimlerin söz konusu baskı ve suçlarının en-acı örneğinin ise Bulgaristan’da ulusal Türk azınlığı üzerinde işlenen sözde “Soya Dönüş Süreci” olduğunu söylemiştir. Konuşmasında Ünal Lütfü, 1984-89 yılları arasında 5 yıl süren ve 1 milyondan fazla etnik Türk ve Müslüman üzerinde komünist totaliter Bulgaristan’ın sözde “Soya Dönüş Süreci” adıyla uyguladığı politik baskı ve uygulamanın bir “etnik-soykırım (ethnical genocide)” olduğunu söylemiştir].
Avrupa Konseyi İzleme Komitesi, Bulgaristan’da ulusal Türk azınlığı üzerinde 1984-89 yılları arasında “etnik soykırım” işlendiği ifadesini 2006’dan bu yana yayınladığı raporlarda yazmaktadır.

3.4. Ad-Kırımı

Ad-kırımı kavramı, ilk kez 2010’da hazırlanan “Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nde Siyasi Otorite ile Ulusal Türk Azınlığı Arasındaki Güç İlişkileri Bağlamında Belene Toplama Kampı (1985-86)” adlı doktora tez çalışmasında ileri sürülmüş ve kullanılmıştır.
“Ad-kırımı”; etnik, dinsel ya da ulusal bir grubun kişi adlarını politik zorla değiştirme uygulamasını tanımlar. Ancak ad-kırımı kavramı, kişi adlarının zorla değiştirilmesi biçimindeki politik uygulamanın yanı sıra köy, kasaba, dağ, tepe, ırmak, cami, mezar taşı, çeşme vs. adlarının da politik zorla değiştirilme uygulamasını tanımlayabilmektedir.

Bulgaristan’da ad-kırımı uygulamaları çeşitli tarihlerde ve çeşitli azınlık gruplar üzerinde gerçekleştirilmiştir. 1984’ün sonu ile 1985’in başında bir aydan daha kısa bir süre içinde sayıları 1.000.000’u aşan ulusal Türk azınlığın tüm mensupları üzerinde uygulanmış ve tamamlanmıştır. Söz konusu ad-kırımı, bu bakımdan benzersiz olma özelliği taşımaktadır ve ister Bulgaristan’da, ister Türkiye’de, isterse Avrupa ülkelerinde ya da diğer ülkelerde yaşayan Bulgaristan doğumlu Türklerin üzerinde günümüzdeki etkisini çeşitli biçimlerde sürdürmektedir.

Bulgaristan’da yakın geçmişte ulusal Türk azınlığı üzerinde uygulanan söz konusu ad-kırımı için; Türkçe, Bulgarca ve İngilizce metinlerde “zorla ad değiştirme” olarak bahsedilmektedir. Ancak söz konusu politik uygulamadan “ad-kırımı” olarak değil de “zorla ad değiştirme” olarak bahsetmek, söz konusu uygulamanın şiddetinin mağdurlar üzerindeki etkisini eksik tanımlamak ve kavramsallaştırmamak demektir.

3.5.Etnik Temizlik (Ülke Sınırları Dışına Kovma)

Etnik temizlik; etnik, dinsel ya da ulusal bir grubun tüm ya da bir kısım üyelerinin bir coğrafi alandan başka bir yere politik zorla sürülmesi ya da kovulmasıdır.
1989’da ulusal Türk azınlığı üzerinde etnik temizlik uygulanarak ulusal Türk azınlığının yaklaşık 400.000 mensubu Bulgaristan’dan Türkiye’ye kovulmuştur.
Bildiri’de; Bulgaristan’daki ulusal Türk azınlığı üzerinde 1989 yılında uygulanan politik şiddetin “bir etnik temizlik biçimi” olarak ilan edildiği yazılıdır. Ancak Bildiri’de söz konusu “etnik temizlik” hakkında bir kınama yapılmamış; sadece söz konusu politik uygulamanın “bir etnik temizlik biçimi” olarak kabul edildiği yazmaktadır.
Bildiri’de “etnik temizleme” olarak bahsedilen politik uygulama, -Türkiye, Türkiye Medyası, Türkiye’deki Bulgaristan’la ilgili dernekler, Bulgaristan Türkleri vs. tarafından- “zorunlu göç” ifadesiyle nitelendirilerek söz konusu politik baskıdan kaynaklanan mağdurlar üzerindeki şiddetin yoğunluğunun neredeyse algılanmamasına neden oluşturulmuştur.
Türkiye medyasında Bildiri’yle ilgili verilen bazı haberlerde, söz konusu taslak Bildiri’de “1989 zorunlu göçü”nün de kınandığı yazmaktadır. Ancak Bildiri’de “etnik temizlik” olarak tanımlanan -ama Türkiye medyasının hala “zorunlu göç” demeyi tercih ettiği- politik uygulamayla ilgili herhangi bir kınama yapılmamıştır. Bildiri’de sadece “Bulgaristan Cumhuriyeti’nde yaşayan müslüman azınlık üzerinde girişilen asimilasyon için bir kınama” açıkça bulunmaktadır.

3.6. Etnik Ayrımcılık

Etnik Ayrımcılık; etnik, dinsel ya da ulusal bir grubun başat grubun sahip olabildiği olanaklardan politik araçlarla amaçlı olarak yoksun bırakılmasıdır.
İster Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nde isterse günümüzde Bulgaristan Cumhuriyeti’nde olsun, ulusal Türk azınlığı mensuplarına yönelik olarak eğitim, meslek vb. alanlarda etnik ayrımcılık uygulanmış ve günümüzde eskisine göre değişik biçimlerde uygulanmaktadır.

3.7. Nefret Suçu

Nefret suçu; bir grup üzerinde saldırı, şiddet, öldürme vb. suçlara teşvik edici suçlardır.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Bulgaristan’da Türklere, Müslümanlara, Türbanlı Kadınlara, Camilerde İbadet Edenlere, Romanlara vb. yönelik nefret suçlarının birçok örneği yaşanmaktadır.

Günümüzde Bulgaristan’da söz konusu nefret suçlarını en yoğun olarak teşvik eden taraf, Bulgaristan Meclisi’nde Volen Siderov başkanlığındaki politik parti Ataka’dır. Ataka, “saldırı” anlamına gelmektedir; söz konusu saldırı ifadesi Bulgaristan’da Bulgar etniği dışında bulunan gruplara, ama özellikle de en büyük azınlık grup olan Türklere ve Romanlara yöneliktir. Günümüzde “nefret suçları”nın cezai yaptırımları bulunsa da, Bulgaristan’daAtaka’nın Türkler, Romanlar, Müslümanlar vb. üzerinde işlediği nefret suçları için herhangi bir cezai yaptırım uygulanmamaktadır.

Sonuç

11 Ocak 2012’de Bulgaristan’ın sözde Soya Dönüş Süreci’ni kınadığı taslak Bildiri’yle ilgili aşağıdaki üç sonuç ileri sürülebilir:

1.Bildiri ile Bulgaristan, 1984-89 yılları arasında uyguladığı sözde Soya Dönüş Süreci’ni “asimilasyon” adı altında kınayarak; gerçekte ulusal Türk azınlığı mensupları üzerinde işlediği “fiziksel soykırım, kültür-kırımı, etnik-kırım, ad-kırımı, etnik ayrımcılık, etnik temizlik ve nefret suçları”nın gerektirdiği sorumluluk ve cezai yaptırımlardan kendini kurtarma stratejisi uygulamıştır. Adı geçen İnsanlığa Karşı İşlenen Büyük Suçları, “asimilasyon” kavramı altında gizleme stratejisini; ne mağdurlar, ne mağdurların kurduğu dernekler ne de Türkiye sorunsallaştırdı.

2.Bildiri’de Bulgaristan’ın 1989’da 1.000.000 civarındaki ulusal Türk azınlığı mensubundan yaklaşık 400.000’ini Türkiye’ye bir etnik temizlik politikası ile kovması, “etnik temizlik” olarak ilan edildi. Ancak buna rağmen, Bildiri’de “bir etnik temizlik biçimi” olarak ilan edilen politik uygulama ile ilgili olarak herhangi bir kınama cümlesi geçmemektedir. Bunun nedeni “etnik temizlik uygulamasının”, “asimilasyon uygulamasına” göre cezai yaptırımları daha çok gerektiriyor oluşu olarak değerlendirilebilir. Söz konusu suçun doğru bir tanımlamayla “etnik temizlik” olarak ilan edilmesine rağmen Bildiri’de açık bir biçimde kınanmamış olması; ne mağdurlar, ne mağdurların kurduğu dernekler ne de Türkiye tarafından sorunsallaştırıldı.

3.Bulgaristan’da sözde Soya Dönüş Süreci adıyla İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlarla ilgili doğrudan sorumlulardan neredeyse kimsenin hayatta kalmadığı bir dönemde, Bulgaristan Parlamentosu tarafından bir kınama Bildirisi nihayetinde kabul edildi. Ancak 22 yıllık bir gecikmeyle kabul edilen kınama Bildirisi, yukarıda da tartışıldığı gibi Bulgaristan’da ulusal Türk azınlığı mensupları üzerinde işlenen İnsanlığa Karşı Büyük Suçları kınamamış, sadece Bulgaristan’ı birçok ağır cezai yaptırımlardan kurtarmaya yardımcı olmuştur.
Bulgaristan’ın bu kadar kolay bir biçimde adı geçen İnsanlığa Karşı İşlediği Suçlarla ilgili sorumluluk ve yaptırımlardan en hafif biçimde kurtulabilmesine bilerek ya da bilmeyerek katkı sağlayan taraflar; aynı zamanda bizzat mağdurlar, Bulgaristan’la ilgili Türkiye’deki birçok dernek ve kuruluşlar, Türkiye, AB kuruluşları, İnsan Hakları Örgütleri ve ‘Dünya Kamuoyu’nun Bildiri’yi kabullenişi ve Bildiri’de işlenmiş olan “gerçek suçların ve gerçek mağdurların” tanınıp kınanmayışını sorunsallaştırmamış olmalarıdır.

BİLDİRİ’NİN TÜRKÇE ÇEVİRİSİ

Bulgar Müslümanlara Yönelik Girişilen Zorunlu Asimilasyonu

Kınama Bildirisi

Biz, 41. Ulusal Meclisin milletvekilleri;

-Avrupa ve dünya düşüncesinin, insan ve azınlık hakları alanında uluslararası hukukun en yüksek kazanımlarına atıfta bulunarak,

- Avrupa insan hakları şartı ile insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasına ilişkin Sözleşme’ye atıfta bulunarak,

- Demokratik değişimlerin başlangıcından bu yana geçen 20 yıl boyunca bulgar adalet sisteminin, sözde “Soya Dönüş Süreci” de dahil olmak üzere, bulgar müslümanlarının zorla asimilasyonu girişiminin suçlularını cezalandıramamasından duyduğumuz üzüntüyü ifade ederek,

- Bu tür suçlar için zamanaşımı olamayacağına ilişkin kesin kanaatimizi ifade ederek,

İLAN EDİYORUZ:

1. Totaliter komünist rejimin, Bulgaristan Cumhuriyeti’nde yaşayan müslüman azınlığa yönelik asimilasyon politikasını, sözde “Soya Dönüş Süreci” de dahil olmak üzere kesinlikle kınıyoruz.
2. 1989 yılında 360.000’den fazla türk kökenli bulgar vatandaşının kovulmasını, totaliter rejim tarafından işlenen bir etnik temizlik biçimi olarak ilan ediyoruz.
3. Bulgar adaleti ve Bulgaristan Cumhuriyeti Başsavcısı’nı, sözde “Soya Dönüş Süreci”nin suçlularına karşı başlatılan davanın sonuçlandırılması için her türlü çabayı sarfetmeye çağırıyoruz. Bunun üzerinin zamanaşımı ile örtülmeye çalışılması, bu suçu gerçek suçlulardan tüm Bulgar halkı üzerine yıkmaktadır.


http://www.21yyte.org/tr/yazi6468-Bulgaristanda_Insanliga_ Karsi_Islenen_Buyuk_Sucun_ Sadece_%E2%80%98Asimilasyon_Adi_ Altinda_Kinanmasi_ve_Devam_Eden_ Magduriyet_.html

Ziyaretci sayýsý: 13885

ANKET



Anket Baþlangýç Tarihi:

[ Anket sonucu ]
REKLAMLAR



All Rights Reserved © 2006-2017    "SENÝ MEDÝA" LTD; GSM:+359 877 40 36 38  Webdesign