Ziyaretçi defteri Künye E-gazete
DÖVİZ KURLARI
EUR EUR 1.9558 Lv.
USD USD 1.8253 Lv.
GBP GBP 2.2703 Lv.
TRL TRL 0.482 Lv.
Anasayfa Haberler   Yorumlar   Edebiyat Video Arşiv
24 Ocak 2017
YORUM

Türkçemizin yok olmasına izin vermeyelim!

04 Mayıs 2016

Sebahat NECİB
Ana dili nedir?
İnsanın doğumundan itibaren öğrendiği, ailesinin, ait olduğu milletin konuştuğu dildir. Yani, kişinin önce annesinden ve ailesinden, daha sonra da sosyal çevresinden öğrendiği, şuur altına yerleşen ve bireyle ait olduğu millet arasındaki bağlarını oluşturan dil.

Bulgaristan Türklerinin ana dili Türkçedir. Peki, biz ana dilimizi ne kadar biliyor ve konuşuyoruz?!

Başta Kırcaali, Filibe, Razgrad, Şumnu, Eski Cuma, Silistre, Dobriç, Burgaz ve Rusçuk şehirleri olmak üzere, birçok yerleşim bölgesinde yaklaşık 1,5 milyon Türk ve Müslüman yaşamaktadır.

Türklerin yoğun olarak yaşadığı şehir ise Kırcaali ve Güneydoğu Rodoplardır. Türkçe en çok bu bölgede konuşulur. Ancak çoktandır gözlemlediğim bir konu var, bu da bazı gençlerin Türkçeyi hiç kullanmaması ve bilmemesidir. Yeni neslin yarattığı ve uyduğu bir moda günümüzde hızla yayılmaktadır. Buna uyan bazı kişiler, okul ve iş yerleri haricinde, evde ailesiyle ve sosyal çevresinde bile Türk arkadaşlarıyla bile devamlı Bulgarca konuşmaktadır. Bunun sebebi ise, ana dilimiz Türkçe’nin okullarda okutulmaması ve Bulgarca konuşmanın bazı çevrelerde üstünlük ve büyüklük anlamına gelmesidir.

Eğitime ana dilinde başlanırsa, okulda başarılı olmamız daha mümkündür ve diğer dilleri de daha iyi öğrenmemiz buna bağlıdır. Ancak ne yazık ki bu bilinci taşımayan ebeveynler anaokuluna giden çocuğuna ana dilini öğretmeden Bulgarcayı (resmi dil) öğretiyor. Evde, dışarıda, sosyal çevrede çocuğuyla sürekli Bulgarca konuşuyor ve böylelikle okulda ve hayatta daha başarılı olacağına inanıyor. Bir çocuk kendi ana dilinde ne kadar güçlü olursa, başka bir dili de aynı ölçüde iyi ve güzel öğrenir. Dil, insanın dünyaya açılan penceresidir. Bir insanın ana dilinden kopması veya koparılması onun yalnızca ailesi, milleti ile bağlarının kopması değil, aynı zamanda dünya ile bağlarının kopması demektir.

Şimdi gelelim, Bulgarca konuşmanın bazı çevrelerde üstünlük ve büyüklük anlamı taşımasına. Bazı çevreler ve özellikle de genç nesil evde veya dışarıda Türk arkadaşlarıyla sürekli Bulgarca konuşuyor ve böylece kendini daha akıllı ve üstün görüyor. Hele de şehirde yaşayan bazı kişiler, Türk köylerinde yaşayan diğer kişiyle kendisini Bulgar dili üzerinden kıyaslamaya kalktığında ortaya çok çirkin bir durum çıkıyor. İnsanlar karşılıklı konuşurken; “Sen daha Bulgarca konuşamıyorsun, önce git Bulgarca öğren ve sonra gel karşıma” gibi çirkin sözler sarf edebiliyorlar. Tabi Bulgarcayı daha iyi ve güzel konuşan her zaman daha üstün ve akıllı olarak görülüyor. Belki karşındakinin ana dili Türkçesi daha güçlü, belki yabancı dili İngilizcesi daha iyi, ama yok, Bulgarcası çok çok süper değilse çevresinde ezik duruma düşüyor.

Geçenlerde Kırcaali Otogarında bir şoför ile yolcu arasında bir duruma tanık oldum. Şoför Bulgaristanlı bir Türk, yolcu ise eskiden Türkiye’ye göç etmiş bir vatandaş. Memleketine tatile gelmiş. Aralarında geçen konuşmalarında yolcu şoförle Türkçe konuşarak yardım istedi. Ancak şoför Bulgarca “Ben Türkçe bilmiyorum” yanıtını vererek yardım etmeyi reddetti. Yolcunun tüm çabalarına rağmen şoförün yardımından mahrum kaldı. Böyle çirkin bir olayı gördüğümde sadece bir soru sordum, “Biz ne zaman bu kadar bencil olduk?”

Kırcaali’ye 40 kilometre uzaklıktaki bir şehirde düzenlenen bir Türk düğününde şahit olduklarım da beni hayli hayal kırıklığına uğrattı. Düğünde Türk orkestrasının yanı sıra bir de Bulgar şarkıcısı vardı. Düğünün üçte biri Bulgar adetleriyle, üçte biri Türk orkestrasının çaldığı müzik, üçte biri de Bulgar şarkıcısının söylediği Bulgar şarkılarıyla devam etti.

Düğünün devamında, Bulgarların milli kahramanı Rayna Knyaginya’yı anlatan “Bayrağı Kim Dikti” isimli şarkı seslendirildi. Dilimizin yanı sıra örf ve adetlerimizin de yavaş yavaş Bulgarlaştırılışına şahit oldum, maalesef.

Başkente doğru ilerlersek daha da trajik olaylara şahit olabiliriz. Benim tanıdığım eski Kırcaalili bir Türk ailenin Sofya’da yaşamaya başladıklarında çocuklarının ana dillerinin yok oluşuna şahit oldum. Türkçeyi yarım yamalak ancak konuşuyorlardı.

Birde; “Bulgaristan’da yaşayıp da Bulgarca bilmemek çok ayıp. Korkum Türkçeyi unutmak değil, Bulgarcayı bilmemektir” diyenler ve bu şekilde düşünenler var. Bu Türkçeyi çok iyi bildiğini sanıyor. Ancak Türkiye’den biri konuştukları Türkçeyi duysa çoğu cümlelerini anlamaz.

Türkçeyi iyi bilmek Bulgarcayı iyi konuşmayı ve öğrenmeyi engelliyor diye bir iddia var. Halbu ki ana dilini iyi bilen bir kişi diğer dilleri de çok daha kolay ve iyi öğrenir. Hem içinde yaşadığımız toplumun, ülkenin dilini öğrenmek, hem de kendi ana dilimizi, Türkçemizi iyi bilmek zorundayız. Çünkü çok dillilik bir zenginliktir.

1984 yılı öncesi şu anki durum gözlemleniyordu. O yıllarda da Bulgarca konuşmak üstünlük, Türkçe isimlere Anife yerine Ani diye hitap etmek modaydı. Ancak Bulgarlaştırma sürecinde herkes birbirine kenetlendi ve Türkçe değer kazandı.

O yıllarda kulaktan kulağa “Bir gün gelecek şu an yapamadığımızı herkes kendi isteğiyle yapacak” diye söyleniyordu.

Türklüğümüzü, kültürümüzü, özgürlüğümüzü, benliğimizi, kısaca güzel ana dilimiz Türkçemizi yaşatmamız için illa kötü süreçler mi yaşamamız gerekiyor?

Ziyaretci sayısı: 6714


YAZARIN DİĞER YAZILARI

« Geri dön

ANKET



Anket Başlangıç Tarihi:

[ Anket sonucu ]
REKLAMLAR



All Rights Reserved © 2006-2017    "SENİ MEDİA" LTD   Webdesign