Ziyaretçi defteri Künye E-gazete
DÖVÝZ KURLARI
EUR EUR 1.9558 Lv.
USD USD 1.6799 Lv.
GBP GBP 2.1826 Lv.
TRL TRL 0.4754 Lv.
Anasayfa Haberler   Yorumlar   Edebiyat Video Arþiv
25 Temmuz 2017
EDEBÝYAT

BULGARİSTAN TÜRK EDEBİYATINDA DAĞ KONUSU

22 Ocak 2016

Mustafa BAYRAMALİ
Rumeli ve Balkanlarda Osmanlı hakimiyeti 13 yüzyılın ortalarında bal ile başlamış ve 550 yıl devam ettikten sonra yirminci asrın başlarında, ne yazık ki, kan ile sona ermiştir. Daha sonra bu topraklarda kalıp yaşamlarını sürdüren evlât-ı fatihan ve onların torunları benliklerini, adet ve geleneklerini, İslamiyet’i koruma mücadelesi vermişler, sözlü ve yazılı edebiyatını geliştirmişlerdir.

Çağdaş Bulgaristan Türk edebiyatında Dağ konusu ve kavramı esas yer almaktadır. Zaten Bulgaristanlı Türklerin çoğunluğu dağlık bölgelere yerleşmiş, geçimini taşın suyunu sıkarak sağlamış ve sağlamaktadır. Bu nedenle de yaratıcılar Dağı ve Dağlıyı yapıtlarında aksettirmeyi boyun borcu olarak bilmişler ve bilmektedir.

Tarihte 93 harbi olarak bilinen Rus – Osmanlı savaşından hemen sonra eli kalem tutan yaşlı kuşak, dağların güzellikleriyle kendilerini avutmuş ve savaş yaralarını sarmışlar. Bunlardan en kalburüstü olan dört şairin şiirlerine bir göz aralım. Bulgaristanlı Türklerin edebiyatının temelleri zaten bundan sonra atılıyor. İlk yetenekler duygularını şiire dökmüşler, yaratıcılıklarına şiirle başlamışlar.

Bakın,1885 yılı Razgrad ( Erazgrad ) ilinin Ballıpınar ( Kubrat ) belediyesine bağlı Caferler ( Sevar ) köyünde gözlerini dünyaya açan MUHARREM YUMUK, “ KOCABALKAN” şiirinde

“Nice yüksek dağların var,
Ne derin alçakların var,
Geçilmez ırmakların var,
Yol ver bana Kocabalkan!“

diyerek ifade ediyor bu dağ silsilesinin büyüklüğünü.

Nevrekop kasabasına bağlı Satofça köyü doğumlu MEHMET BEHÇET PERİM “ GEÇİT VER KAMÇI “ şiirinde dağları aşarak Kamçı ırmağına ulaşıyor ve ondan geçit arzediyor.

“Yola çıktım erken.....sabah olmadan,
Bin dağ aştım hâlâ yorulmadan,
Ulaşsın efkârım, akşam olmadan,
Koşayım yolumda GEÇİT VER KAMÇI .“

Evet şair, bin dağ aşıyor, yorulmadan, çünkü dağ havası temizdir, yolları serin , ortamı şirindir, kuş cıvıltısı, dalların hışıltısıyla, yormaz yolcuyu.

1890 yılı, Kırcaali ili Eğridere belediyesinin Elmalı ( Yabılkovest) köyü doğumlu, Gümülcine Nüvvab mezunu İZZET DİNÇ, 1950 yılı Türkiye ‘ ye göç eder, ille gözü, gönlü doğduğu topraklarda, Rodoplarda kalır. Oralarının yad ellerde kalmasına üzülür de üzülür ve “ Rodoplar “ şiirine şu dizeleri döktürür.

“Ah Rodoplar ne yaman,
Yurdumuzdu bir zaman.
Şimdi yad ellerde O,
Çağırırken el’ aman“.

Gene Bulgaristanlı Türklerin kalbur üstü şairlerinden 1908 Osmanpazarı ( Omurtag ) doğumlu MEHMET FİKRİ , Pirin dağının güzelliğini şöyle dile getiriyor :

“Güzel pirin, Güzel Pirin
Yaz günleri pek şirin
Hoş hoş kokar çiçeklerin
Eserken yel serin serin “

Daha sonraki yıllarda ve özellikle 1912 Balkan savaşından sonra Bulgaristanlı Türklerden, orta kuşak yaratıcıları ön alıyor. Bu dönemde şiir edebiyat türünün yanı sıra öykü ve roman türleri üzerinde kalem oynatanlar da beliriyor. Bu yaratıcılara ben, orta dönem yetenekleri olarak belirtiyorum ki, bu dönem Bulgaristan’ da totaliter rejimin yıkılmasına, yani 1989 yılına kadar uzanır.

Bu kuşaktan çok değerli bir yaratıcımız 1926 Erazgrat doğumlu AHMET ŞERİF ŞEREFLİ, “ ADIM ADIM MEMLEKET “ kitabında “ Papatyalar açmış, gelincikler açmış. Ne gönül alıcı, ne hoş bu manzara ! Mavi dağlar başına tül atmış ....“, diye heyecanlanmış, memleketi karşısında , arkasını getirip, duygularını kalıba koyamamış.

Bulgaristanlı Türklerin özde şairlerinden Ardino’lu (Eğridere’li) RASİM BİLAZEROĞLU şiirlerinin çoğunu doğduğu dağ köyü Ahryansko (Ercek) ve diyarı Rodoplar’a adamış.

“Rodopların koynunda güzleyerek akarsın
Yeşillikler içinde mavi göğe bakarsın
Dalgalanarak koştun hep tarih boyu böyle
Neler gördün geçirdin?
Ulusuna sen söyle...”

dizileriye sesleniyor Rodop’ları ikiye bölüp geçen Arda nehrine.

Orta direk edebiyatımızın ilk romancılarından biri olan HALİT ALİOSMAN DAĞLI, “ SAÇILAN KIVILCIMLAR “ adlı romanının konusu Rodop yöresindeki Türklerin yaşamıdır. Olaylar Kırcaali’nin bir dağ köyünde gelişir. Yollarla örtülü “ Vardar “ dağlarında yaşam kavgası veren, Türk insanının, dağlının iç dünyasını aksettirir. Yazar kaleme aldığı ilk öykülerini “ Dağlının oğlu “ kitabında yayımlar ve bundan dolayı da DAĞLI soy ismini alır. O, daha sonraki yapıtlarında da adı üstüne bu dağlardan ayrılmamış, hep oralara, o doğdu topraklara bağlılığını ifade etmiştir.

Yazar “AYDINLIĞIN ÖKSÜZLERİ “ romanında dağ başındaki sabahı bakın nasıl ifade ediyor:

“Tepelerin ardından kükreyen bir beyazlık şimdi de dağ sivrilerini aydınlatıyordu. Hep öyle oluyordu zaten yavaş yavaş alçaklara iniyor, çayır çimen üzerine yayılınca çığ damlacıkları boncuk boncuk ışıyordu.
Hava ısınmaya başlayınca yamaçlara serpilmiş inci taneleri birer birer sönüyor, aydın gündüzlere kavuşan toprakları boydan boya yeşil ağaç, çiçek çimen kokuları dokuyordu .” Ayni yapıtının başka bir yerinde yazar akşamın yaklaştığını “ Güneş dağların sivrilerine doğru devilmiş neredeyse battı batacaktı “, diyerek belirtiyor.

HALİT ALİOSMAN DAĞLI “DOKSANLI YILLARDA ADIMLARIN YALNIZLIĞI“ derlemesindeki “ÖZLENEN YURT UFUKLAR“ adlı denemesinde dağ patikalarının tepeleri birbirine örmesini hayalide canlandırarak : “ Yüksekten bakılınca ince ince yolları göze çarpar tepelerden aşağılara doğru salınan. Bu ince dağ yolları, tepeleri görünmeyen bir yerlere kalın urganlarla bağlamışlar gibi yansır insanın hayal gücüne.” Olarak belirtiyor.


Orta kuşağın en yetenekli ve üretken yaratılarından Kırcaali ili Krumovgrad (Koşukavak) doğumlu ÖMER OSMAN EREDORUK salığında 15 den fazla kitap yazdı. Kitaplarında ele aldığı konular Bulgaristanlı Türklerin yaşamı ve asimilasyona karşı mücadeleleri. Olaylar Ürpek ve Damlalı dağlarında ve bu dağların eteklerinde gelişip Starazagora (Eski Zağra ) mahpushanesine, Belene ölüm adasına kadar uzanıyor. 1944 yılı Komünist iktidarından sonra başlayan değişim yönünün farkına varmasını o “ Ben de, batıya ağnayan güneşin, dağlara, ormanlara serpelediği ışık yağmurunu seyrederek, değişim kavramına kendi anlayış ve görüşüm açısından açıklık getirmeye çalışıyorum. “ Bu gelişimin, gün gelip de Türklerin başına felaket getireceğini , yazar daha komünist devriminin ilk yıllarında fark ediyor ve “ Ağlatırsa Mevlâm yine Güldürür “ romanında, ilk yıllarda dağlara yağan bu ışık yağmuru daha sonraki yıllarda gide gide fırtınaya, doluya ve en sonunda da kara kışa döndüğünü büyük bir ustalıkla aksettiriyor. “ HÂLÂ SERVİLER DE AĞLIYORLAR MI ?“ öyküsünde dağ başında ay dedenin doğuşunu şöyle aksettiriyor : “ Dolunay göründü Damlalı Dağ başında bir gümüş tepsi gibi “.

Yakında yaşama veda eden ozan Ardino ( Eğridere ) doğumlu NACİ FERHAT’ a kulak verin sevgilisini nasıl çağırıyor :

“Gel, hadi gel, dumanlı dağ başından
Güneş gibi çık da gel,
Işıl ışıl saçlarını, omuzuna yık ta gel “

Zaten ozanın ilk şiir kitabı “ DAĞLI VE DENİZ “ başlıklıdır.

Başka bir ozanımız RECEP KÜPÇÜ “ RODOPLAR ” şiirinde yüreğindeki dağla hasbihal ediyor ve soruyor:

“Sen, baba kaygısından yoksul çocuklar
Büyüten,
Canımın içi Rodoplar
Babaları gurbetten topladın mı?
Bağrına artık. “

Gene edebiyatımızda ad yapmış ozanlardan biri FAİK ARDA “Benim“ şiirimde:

“Bu dağlar benim dağlarım
Yollarıyla beraber...
Bu bahçe benim bahçem
Gülleriyle beraber “.

diye ifade ediyor, dağlara vurgunluğunu.

“ANDIZLIK DAĞLARINDAN KÖYÜME KADAR“ başlıklı şirinde bu dağlarca uzayıp giden keçi patikalarından hayalen köyüne yöneliyor, şimdiki döşeli asfaltın altında çocuk izlerini arıyor. Naçar geçen çocukluğunu anımsıyor :

“Bu gece köyüme giden bir yolcuyum
Andızlık dağlarında
Yürürüm yavaş yavaş
Kıvram dolam yollarında “

İfadesiyle hayallere dalıp, ince patikalarınca ilerliyor.

Dağ sevgisi şairin kalbini kapsamış, başka sevgiye yer bırakmamış ve “GELİRORUM“ şiirinde o kendi kendine şaşıyor:

“Şu koskoca dağlar
Küçücük kalbime
Nasıl sığmışlar
Bilemiyorum.

Bırak oralarını
Gel artık, diyorsunuz
Buralarıma tutkum
Dağlardan yücedir
Gelemiyorum,
Bilemiyorum“

Gene o başka bir yapıtı “RUMELİ GIZANI“ şiirinde:

“Ben Rumeli’ li
Gazallık gızanı Faik Arda
Şu koskoca dağlar
Küçük kalbime nasıl sığmışlar
Bilemiyorum.
Gel buralara, diyorsunuz
Gelemiyorum
Gazal içinde büyüyen
Boğaziçi’nde yaşayamaz! “

Sözleriyle haykırıyor Rododlar’dan neden ayrılamadığını.

Bulgaristanlı Türklerin yetiştirdiği genç kuşak yaratıcıları kendi yapıtlarını 1989 yılından sonra, demokrasi döneminde beyaz kağıda döktüler. Sayıları hayli. Ben onlardan birkaçının yapıtlarındaki dağ konusunu ele aldım. Bu kuşağın en önde gelen şairlerinden biri MEHMET TÜRKER. Yazar şimdiye kadar üç hatıra, bir eleştiri kitabı, üç roman ve bir de öykü derlemesi yayımladı. Yazar Dağlıdır. Bütün yapıtlarındaki olaylar, kahramanlar, oturup kalkmalar hep dağlarda geçer. O, “KÖYÜN ÇALIKUŞU“ öyküsünde memleket içerlerinden kendi yöresine öğretmen atanan genç kızın köye gelişini şöyle aksettiriyor : “ Genç öğretmen kız bir hayli yürüdükten sonra ilk köye ulaştı. Bir çeyrek saat daha yürüdüğünde ta aşağılarda büyük bir derenin iki yamacına serpilmiş, üç dört mahallelik bir köy göründü. Etrafı çerpeçevre çorak tepeler, yamaçlarda birer yama misali tarlalar, birçok meyve ağaçları ve kırlarda otlayan küçük ve büyük baş hayvanlar vardı.”

Gene o kuşak şairlerinden DURAH ALİ “ Cilveli Sevda “ şiirinde kendi tarafındaki kış manzarasını şöyle çiziyor:

“Bizim Rodoplar’a
Kar yağdı lapa lapa
Sabahları pencere camında
Buz çiçekler “

Başka bir şairimiz Eğridere’li SAFFET EREN “DAĞLAR, RÜZĞARLAR VE YALNIZLIĞIM“ şirinde, 1984-1989 yılları asimilasyon neticesi dağların boşalmasını, tepeleri birbirine bağlayan patikalarda insan selinin yok olmasını şu biçim ifade ediyor :

“Bu bizim dağların uyanışı
Hani zıngır zıngır, çan sesleriyle başlardı
Ak güller açardı gülen yüzlerde,
Toprak beklerdi tohumunu “

İki dilde, Türkçe ve Bulgarca yazan EMEL BALIKÇI orta Rodopların şirin bir köyünde açar dünyaya gözünü. O, kendini dağlardan ayıramaz zaten. Yapıtları boydan boya dağlarla, doğa ile iç içedir. “YÖRÜK LANETİ“ kitabına giren öykülerinin her tümcesinde dağı ve dağlıyı görmek mümkün. “ HABİBE VE IRSIZ ( hırsız ) TEPE “ öyküsünde “ Irsız tepe! Irsızların payitaht yeri! Boş bir alan. Değişik bitkiler, funda çalılar yıllar önce dolaylamış etrafı “ olarak belirtiyor hırsızların baş toplanma yeri olan tepeyi. Eşi MEHMET ALEV’İN öykülerinde, denemelerinde ve diğer yazılarında işlediği konular genellikle dağlar ve dağ insanının yaşam serüvenidir. “ GÖZ HAKKI ELMALARI “ kitabına giren öyküleri ve “ DUT SOFRASI’ da topladığı denemeler hep bu cümledendir.

Çok yetenekli şairlerden biri HABİBE AHMEDOVA heyecana gelerek dağların güzelliğini “ RODOP DAĞIM “ şiirinde şöyle haykırıyor:

“NEREYE GİTSEM
DÜŞÜNCELERİMDE SEN VARSIN
SANKİ BİRŞEYSİN
HER YERDESİN
UYKUMU KAÇIRAN BİR SEVDASIN “.

Evet, şaire hanımın kendi dağlarına, Rodoplara vurgunluğu bir sevda. Düşüncelerinde hep o dağ var, ona vurgunluğu, özlemi, uykusunu bile kaçırıyor. Hayalen o, nereye baksa hep Rodop’ları görüyor, onunla yatıp, onunla kalkıyor. Güzelliğini, şirinliğini içinde, kalbinde taşıyor. Habibe hanımın dağ aşkı bedeninde, onun ayrılmaz bir parçası.

Sayın MERCAN CİVAN hanım “ SENİ ANLATMAK “ kitabında bakın kendi yöre insanının hoşgörüsünü, can ciğer oluşunu ne ile bağlıyor : “ O narin ak ağaçların ( huş ağacı) öyle selam verircesine eğilmeleri yok mu, sanki onlardan öğrendik rastladığımıza selam vermeyi. Kimse bize sormuyordu “ Sen neden tanımadığın insana selam veriyorsun ?, diye. Korku, endişe tanımıyorduk. “

İtiraf etmek gerekirse, araştırmamla ilgili, sözlükler de, ansiklopediler de dağa ait bilgilere rastladım . İlle dağlı deyimine dair bilgiler kesat. Bakın Mercan hanım “ Eğridereli kızın notları “ denemesinde dağlıyı nasıl tarif etmiş : Kurnaz, uyanık ,yırtıcı insanlar, dağda - tepede köylüler, tutumlu, tuttuğunu koparan, yaratıcı insanlar”. Zaten dağlı yürürken yüksekten basar, tepeden seyreder alçakları, etrafı. Bu tutumuyla belli eder, adım başına ,kendinin dağlı olduğunu.

Ben, bu araştırmama başlarken “ Ne olacak canım , Edebiyatta dağ konusun’ dan !? “, dedim. “ Yazmaya, araştırmaya bile değmez “ , diye düşündüm. Heveslenip konu üzerinde araştırmaya başlayınca ,dağ denizinin topuklara kadar olmadığının farkına vardım. O deniz öyle bir deniz ki, dalgaları, yüksek dağlar misali, yüzmesini bilmeyeni alıp götürecek, aklını alacak, motorunu yakacak. Ben bu konuyla ilgili Bulgaristan Türk Edebiyatına yalnız bir kuş bakışı yaptım. Yukarıda zikrettiğim yaratıcıların yapıtlarından birer ikişer tümle , dörtlük aldım. Bir bilseniz daha ne kadar şahane dağ tasvirleri var. Onlar , yaratıcı gücü ve hayalleriyle dağlarımızın güzelliğini, şirinliğini, kuşunu, kurdunu, ağacını, dalını, ırmağını, karpuz çatlatan pınarlarını, vadilerini akıl almaz bir biçimde tasvir edip eserlerinde yer vermişler. Ne mutlu onlara. Bizim bura dağların alçak, yüksek doruklarından ilham alarak, güzelliklerini edebi, akıcı bir dille anlatmayı başaran yaratıcılarımıza.

Ziyaretci sayýsý: 1721

YAZARIN DÝÐER YAZILARI

« Geri dön

ANKET



Anket Baþlangýç Tarihi:

[ Anket sonucu ]
REKLAMLAR



All Rights Reserved © 2006-2017    "SENÝ MEDÝA" LTD; GSM:+359 877 40 36 38  Webdesign