Künye E-gazete
 
KIRCAALİ HABER
 15 YAŞINDA
DÖVİZ KURLARI
EUR EUR 1.9558 Lv.
USD USD 1.6108 Lv.
GBP GBP 2.2804 Lv.
TRL TRL 0.1873 Lv.
Anasayfa Haberler   Yorumlar   Edebiyat Arşiv
24 Haziran 2021
HABERLER » Kırcaali
Ünlü ressam Hikmet Çetinkaya ile sanata dair söyleşi

Ünlü ressam Hikmet Çetinkaya ile sanata dair söyleşi

23 Ekim 2015

Sevgili okuyucular, 20 Ekim’de Kırcaali Ömer Lütfi Kültür Derneği merkezinde öğrencisi Şükran İstanbullu ile birlikte Kırcaalilerle buluşmadan önce dünyaca ünlü ressam Hikmet Çetinkaya ile yaptığımız söyleşiyi dikkatinize sunuyoruz.

-Sayın Çetinkaya, öncelikle Kırcaalimize hoş geldiniz. Şu anki duygularınızı bizimle paylaşır mısınız?

-Hoşbulduk. Güzel bir yer Kırcaali. İlk defa Kırcaali’ye geliyorum ben. Ben sekiz yıldır Bulgaristan’da ortak sanatsal etkinlikler yapıyorum. Bunun merkezi Plovdiv. Biz Plovdiv Aspect Art Galery ile 8 yıldır her yıl çalışmalar yapıyoruz. Plovdiv’in yanı sıra Varna’da Larga Art Galery, Burgaz’da galerilere çalışıyoruz. Fakat biz sekiz sene önce Filibe Başkonsolosumuz Sayın Ümit Yalçın döneminde Kırcaali’de etkinlik yapmayı düşündük, konuştuk. Ancak bu şimdi nasip oldu. Kırcaali bizim için yüreğimizin diğer yarısı. Birçok Türk vatandaşımızın, Türk insanımızın olduğu, aynı şekilde yüreğinde sevgi, barış, dostluğu barındıran Bulgar insanlarımız da var. Sanatçı kesimi de bura da var. O yüzden burası bizim için tabii ki, apayrı bir ağırlığı, değeri, atmosferi olan bir şehir. Bir kere en baştan söyleyeyim, bizi buraya çağırdılar. Geldik, çok da mutlu olduk, çok da iyi oldu. Çünkü Türkiye’nin dışında başka bir yerde sanatsal etkinlikler yapıp, bu sanatı kullanıp, fırça, boya, paleti kullanıp, buradaki insanlara kendimizi anlatma, içimizdeki o paylaşımı, dostluğu, kardeşliği vurgulamak ve bunu geliştirmek için sanatı kullanmak güzel bir şey. Bu program içerisinde Ömer Lütfi Kültür Derneği merkezinde bir sanatsal söyleşi, bir canlı performansımız var. Bu canlı performansta nasıl resim yaptığımızı ve yaptığımız tekniği sanatseverlerle paylaşmak, kendimizi ifade etmek için bir etkinliğimiz var. Ardından Türkiye’den getirdiğimiz eserlerimizle KRIG Sanat Galerisi’nde 10 gün sürecek bir sergi yapmayı planladık. İnşallah, iyi olur. Hayırlısı olsun diye düşünüyoruz. Bu etkinliği Türkiye’deki toplumla buradaki Bulgar toplumu arasında var olan dostluğu, kardeşliği, paylaşımı geliştirmek, bir nebze katkı sağlamak amacıyla yapıyoruz.

- Gelinciklerin ressamı olarak biliniyorsunuz. Neden gelincikler?

-(Bir broşür veriyor) Ben ilk defa elime boyayı 1976 yılında aldım. Yani takriben iki ay sonra kırkıncı yılımı kutlayacağım. Yani kırk yıldır resimle uğraşıyorum. Şimdiye kadar 120 tane kişisel sergi açtım. Bunun 36’sı yurt dışında-Amerika, Fransa, Kanada, İsviçre, İsveç, ta Çin’e kadar, Avustralya’da sergiler açtım. Bana en çok sorulan soru bu. Artık ben de herkesin en çok merak ettiği konu bu olduğu için size sunmuş olduğum broşürün, kataloğun önsözünde neden gelincik olduğunu uzun uzun anlattım. Birkaç cümle ile söyleyeyim. Aslında ben gelincik yapan bir sanatçı değilim. Gelincik felsefesini işleyen, gelinciğin anlam ve ifadesini içinde barındırdığı o yoğun felsefeyi anlatan bir sanatçıyım. Gelinciğin dünya üzerinde ortak ifadesi unutmama, hatırlamadır. Birçok yerde yapılan törenlerde unutmamanın simgesi olarak insanlar yakalarına gelincik objesi, sembolü takarlar. Örnek olarak Kanada’da her yıl yapılan 11 Kasım Remembrance Day (Unutmama, Hatırlama Günü) etkinliklerinde yakalarına bütün Kanada halkı gelincik takar. Aynı şekilde anzakların da sembolü bir gelinciktir. Mesela, her yıl yapılan Anzak Anma Günlerinin sembolü gelincik. Niye unutmama, peki neyi unutmama burada söz konusu? Çok ilginçtir Çanakkale Savaşı’nın galibi yoktur. Bunun galibi insanlıktır, insanlık, dostluk kazanmıştır. Siz biliyor musunuz, Türkiye’de en güzel, en parlak, en kırmızı gelincik nerede büyür, nerede olur?! (Hayır) Çanakkale’de büyür. Çünkü Çanakkale Gelibolu’da Mehmetçiklerin ve aynı zamanda Kanadalıların, daha doğrusu anzak askerlerinin kanlarıyla sulanmıştır gelincikler. Ve bu gelincik ortak dostluğun, kardeşliğin ortaya attığı filizlerin bir sembolüdür. O yüzden özellikle bu broşürlerimizde (gösteriyor) şurada neden gelincik diye çok güzel anlattım. Gelincik dostluğun, kardeşliğin, barışın bir sembolizmasıdır. Bütün dünyadaki bütün insanların, bütün ülkelerin, bütün toplumların en çok eksik olduğu dostluk. Herkes dostluğu, kardeşliği dilinin ucuyla söylüyor. Ama yüreğiyle bunu söylemiyor. Elimden geldiği kadar bunu vurgulamak istiyorum.

-Eserlerinizde başka ne tür konuları işliyorsunuz?

-Ben kırk yıllık bir sanatçıyım. Daha önce benim kar, yağmur, bulut resimlerim vardı. Her dönem birşey çalışıyorum. Bu dönem bunu çalışıyorum. Tabii ki ben geçen ay Kanada’da etkinlik yaptım. (Ben 6 ay Toronto’da, 6 ay Türkiye’de yaşıyorum). Ottawai Toronto, Montreal ve St. John’s’ta Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nin desteğiyle sergiler yaptım. Takriben beş gün sonra da Avustralya’ya gideceğim. Canberra ve Melbourne’da sergiler yapacağım. Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın desteğiyle Türkiye’yi temsilen gidiyorum. Takriben 36 tane yurt dışı etkinlikleri yaptım. Bunun 20’ye yakınına Türkiye’yi temsilen gönderildim. Mesela, bizim bir kitapçığımız var. (Ben onu size verebilirim sergi sırasında)O bizim sergi broşürümüz, İngilizce olarak Kültür Bakanlığı bastı. Orada niye bunları yaptığımızı uzun uzun anlattık. Şimdi önemli olan burada sanatçının hangi konuyu yaptığından önce kullandığı teknik, resmin içeriği, kompozisyon, leke, doku, perspektif, plan, anı. Mesela, bugün yapacağımız canlı gösteride bunları vurgulayacağım. Yani şunu söyleyeyim, kalkıp ta sadece gelincik yapmış demek olayı çok basite indirgemedir, olayın arkasını görmemektir. O yüzden burada topyekun bakmak lazım. Teknik olarak, içerik olarak, felsefik olarak olaya bakmak lazım.

-Kullandığınız teknik nedir?

-Resim tekniği olarak empresiyonizm adı altında renkçi ve lekeci çalışmalar yapıyoruz. Yani bizim çalışmalarımız klasik tarz fotoğrafik değil, gördüğümüz objeyi aynen bire bir tuvale aktarmak değil, yorumlayarak, yorum katarak, içimizden birşey katarak onu tuvale aktarmak. Bunu empresiyonizm dediğimiz bir teknikle yapıyoruz, yani yoğun boya kullanıyoruz. Öyle kalkıp da üzerinde günlerce, haftalarca, aylarca uğraşıp çalışmalar değil. Bunlar duygular gelip, resme başlayıp, duyguların bittiği, resmin de bittiği andır. O yüzden çalışmalarımız hızlıdır, yoğun boya kullanıyoruz. Fırçanın dışında değişik malzemeler kullanıyoruz. Mesela, spatula ve yardımcı malzemeler kullanıyoruz. Şu an bizim olanaklarımız el verdiği oranda Ömer Lütfi Derneği’nde yapacağımız performansımızda ağırlıklı olarak spatula kullanacağım, yoğun boyalar kullanacağız. O yüzden olayı sadece bir tek konuya bağladığımız zaman asıl büyük parçayı kaybediyoruz. Bunun biraz felsefi yönü var, neden bu resmin böyle yapıldığı olayı var. Ve tabii ki, sembolik şeyi ağır basıyor. Bu bir sembol aslında. Yani dediğim gibi ana kelime olarak gelincik bütün dünyada ortak tanıtımda unutmamanın, hatırlamanın sembolüdür.

-Sanat görüşünüzü açıklar mısınız? Sanat, sanat için mi, yoksa toplum için mi yapılmalı?

-Şimdi herkes toplumun, karşıdaki kesimin hoşuna gideceği şekilde bir şeyler söyler. Bu sanat toplum için midir, sanat sanat için midir, falan filan, bir şeyler söylenir durur. Ben bunların hepsine karşıyım. Sanatı tam olarak ben kendim için yapıyorum. Niye kendim için? Çünkü kendimi ifade etmek için yapıyorum. Fakat kendimi ifade etmek için kullandığım duygu yoğunluğu var. İşte bu duygu yoğunluğunu besleyen toplum. Yani toplumun ilgisi ve ilgisizliği, toplumun olaylara yaklaşımı, toplumun sorunlara ne kadar sahip çıkması veya sorunları körüklemesi, dostluğu ve düşmanlığı ne kadar körüklemesi ve içindeki o barışı, karşıdaki topluma duyduğu saygıyı, sevgiyi ne kadar işlemesi ve işlememesi beni etkiliyor. İşte o etkileri ben tuvale aktarıyorum. O yüzden benim için sanat kalbini anlatmadır. Her kim ne derse desin. Bütün sanatçılar aslında bu görüşü söylüyor. Fakat karşıdakine neyi söylersem daha sempatik gelir dediğinde ben tek başıma kalkıp da Don Kişot değilim. Yani barışı tek başıma sağlayacak halde değilim. O kadar yetkim de yok. Ancak buna katkı sağlayabilirim. Buna katlı sağlarken de toplumun, derneklerin, kurum ve kuruluşların bana gösterdiği yardımla, destekle ancak bunlar olabilir. O yüzden ben elimden geldiği kadar resimlerimde benim savunduğum felsefeyi aktarmaya çalışıyorum. Bu sanat ne için dediğinizde benim kırk yıllık sanat birikimim var. Şimdi ben dünyayı dolaşıyorum, dünyayı geziyorum. Her gittiğim yerde de bunu anlatmaya çalışıyorum. Ve her gittiğim yerde sanatın gücünü kullanmaya çalışıyorum. Bu sanat sadece bir ülkeye, duruma ait değildir. Ortak bir dildir. Şu an biz Türkçe konuşuyoruz. İnsanlar bir araya geldiğinde birbirlerinin lisanlarını anlayabiliyorsa anlaşabiliyor. Lisanlarını anlayamıyorsa diyalog kuramıyor. Aynı şekilde sanatın dilini herkes anlıyor. Şu an resim yapayım ben, hüznü işleyeyim. Herkes o hüznü anlayabiliyor. Demek ki sanatın dili var, bir gücü var. İşte biz bunu kullanmak durumundayız. Burada ben elimden geldiği kadar bu kırk yıllık birikimi, deneyimi bu saatten sonra nasıl daha ileri götüre bilirimi kullanmaya çalışıyorum.

-Resim yapmaya nasıl başladınız?

-Hiç kimse bir mesleği seçerken şunu yapacağım, bunu yapmayacağım, şunu düşünüyorum, şu olacak, bu olacakla başlamıyor. İçinizde bulunduğunuz ortam, şartlar ve koşullar size oraya itiyor. Hiç kimse ben hamallık yapacağım, lokantada bulaşık yıkayacağım, temizlikçi olacağım diye hayalini kurmaz. Ama şartlar ve koşullar kişiyi oraya itiyor. O yüzden içinde bulunduğum yaşam şartları da beni resim yapmaya itti. Çünkü resim yaparken kendimi çok daha güzel ifade ediyorum. Dedim ki, tam bana göre bir şeymiş bu. Şu an belki en zorunu ben seçtim. Hiç kimseye de bunu tavsiye etmiyorum. Yani sanatla uğraşıp da yaşamını idame ettiren pek kimse yoktur. Yani bir kimse sanat yapacak, resim yapacak ve onunla hayatını kazanacak. Bu çok zor. Ben zoru seçtim ve başardım. Türkiye’de 100 bin kişi vardır resimle uğraşan, fakat herkesin bir işi vardır. Herkes yaptığı işin dışında zaman ayırıp resim yapıyor. Ama sadece resim yapıp da hayatını kazanan çok az, yani 10 kişiyi geçmez belki. Ben belki onlardan birisiyim. Size soru sorayım, Bulgaristan’da işte belki 100-200 kişi vardır resim yapan. Peki sadece resim yaparak, resim satarak hayatını kazanan kaç kişi vardır? Çok azdır, ama herkesin içinden, yüreğinden resim yapmak geçer. Yani ben hobimden para kazanıyorum. Benim bu hobim normalde. Ama bunu yaparken dünyayı dolaşıyorum. 10 gün önce Kanada’daydım ben. İşte Kanada’dan Ankara’ya geldim. Sonra da Avustralya’ya gideceğim. Dünyanın bir ucundan bir ucu. Bakın, bir ülkeyi, bir toplumu tanıtmak için vitrine koyacağınız sanattır, spordur, kültürdür, eğitimdir. Siz kalkıp da vitrin olarak bizim yollarımız var diyemezsiniz. Sanatı ancak karşıdaki anlıyor. Bir müziği, bir folklor müziğini herkes anlayabiliyor. Bütün bu vitrine koyacağınız o toplumun kültürüdür, tarihidir.

-En son ne söylemek istersiniz?

-Bu iki taraflı bir yaklaşımdır. Türkiye’den biz Kırcaali’ye geldik, burada etkinlik yaptık. Şimdi gönül ister ki, burada kurduğumuz dostluğun, kardeşliğin devamı olarak sizleri ve sizlerin yönlendirmelerinizle buradaki kültür ve sanatı da Türkiye’de, Ankara’da aynı şekilde karşılayıp, ağırlayıp, orada bir şeyler yapalım. Siz de kendinizi Türkiye’ye anlatın. Çünkü Türkiye çok büyük bir ülke, 77 milyonluk bir ülke. Türkiye olarak biz buraya geldik, Bulgaristan’daki o yüreği güzel insanlara etkinlik yapıyoruz. Şimdi bunun karşılığında Bulgar sanatçılarını da biz Türkiye’de ağırlamak isteriz. Ben bunu istiyorum, yani hep ben mi buraya geleyim, siz de oraya gelin. Başkanla (TÜRKSAD Derneği Başkanı Müzekki Ahmet) da konuştuk, yani burada güzel bir derneğiniz var. Bu derneğinizin şemsiyesi altında folklor, müzik, resim yapan sanatçılarımızı toplayın oraya gelin, biz orada ev sahipliği yapalım, ortak bir etkinlik yapalım. Orada da insanlarımıza Kırcaali’nin zenginliğini, güzelliğini, tarihini, dostluğunu anlatalım. Burada toplumlar, insanlık, barış kazansın. Yoksa birbirimize komşuyuz, çok yakınız, ama gitmezsek, gelmezsek, çayını içmezsek, ekmeğini yemezsek, bir şeyi bölüşmezsek nerede kaldı dostluk, nasıl geliştireceğiz dostluğu biz?! O yüzden burada sanatın gücünü kullanmalıyız diye düşünüyorum.

-Çok güzel bir söyleşi oldu. Çok teşekkür ederim, Allah razı olsun! Başarılarınız daim olsun efendim.

-Ben de teşekkür ederim. Allah sizden de razı oslun!


Kaynak: Söyleşi: Resmiye MÜMÜN


Kategoriden tüm haberleri oku


« Geri dön
REKLAMLAR

booked.net




All Rights Reserved © 2006-2021      e-mail: kardjalinews.media@gmail.com    Webdesign: SWS