Künye E-gazete
 
KIRCAALİ HABER
 15 YAŞINDA
DÖVİZ KURLARI
EUR EUR 1.9558 Lv.
USD USD 1.6108 Lv.
GBP GBP 2.2804 Lv.
TRL TRL 0.1873 Lv.
Anasayfa Haberler   Yorumlar   Edebiyat Arşiv
21 Haziran 2021
HABERLER » Kırcaali
Şırıldayan Türkü Kaynakları

Şırıldayan Türkü Kaynakları

28 Ekim 2015

Totaliter rejimin son döneminde, biz, Bulgaristan Türklerinin kültür, gelenek ve göreneklerinin unutturulması için hayli gayret sarf edildi. Yaşlı ve orta kuşaklar bilir, genç kuşak duymuş, okumuştur. Benliğimiz, dilimiz, dinimiz elimizden alındı. Bu acı günlerimizde şaşkına döndük. Dilimiz tutuldu. Boğazlarımız kurudu. Ağzımızdan düşmeyen, türkülerimizi unutur hale geldik.

Demokrasiye geçişimizin ilk yılları da engebeli oldu. Sınır dışı kovulanlar güneye, batıya dağıldı. Biz, buralarda kalanlar, onların acısını çekmeye başladık. Gidenler kalanlara, kalanlar gidenlere hasret kaldı. Kendimizi toparlamamız sancılı oldu. Ben işte bu yıllarda içimi çekerek “TÜRKÜLER DİYARI RODOPLAR, TÜRKÜ DOĞURAMIYOR”, dedim ve bunu saygıdeğer gazete okuyucuları ile paylaştım. Arkadan gelen yıllar semereli oldu. Kesilen, kurumaya yüz tutmuş türkü kaynakları baştan sızmaya, arkadan şırıldamaya başladı. Bizim buralarda, Doğu Rodoplar’da, Arda boylarında yeni yetenekler belirdi. Saz, söz, ses ustaları kendi yapıtlarıyla bizlere ruhi gıda sunmaya başladılar. Bunlardan biri de Kırcaali ili, Momçilgrad (Mestanlı) ilçesinin Nanovitsa (Ali Beyin konağı) köyü doğumlu Osman Ahmet Cavlak…

Yıl 1999. Osman’ın kulağına acı bir haber ulaşır. Can dostu, arkadaşı, en güvendiği kişi Şakir, görev esnasında, Arda boylarında kış kıyamet bir gecede görev gereği bulunduğu yerden başka bir yere giderken, yorulmuş, kuvveti kesilmiş. Bir soluklayım, diye oturmuş. Beyaz ölüm onu oracıkta yakalamış. Bu feci olay Osman’ı derin etkilemiş, bağrını yakmış, kalbini zedelemiş. Birkaç gün kafası bükük kalmış. Sonunda çareyi kaleme sarılmada bulmuş. Kederini beyaz kağıda aktarmış, içi biraz hafifler gibi olmuş. Arkadan duvarda asılı sazını almış, beyaz kağıda dökülen mısraları seslendirmeye koyulmuş. Böylece de Arda boylarında şimdiye kadar doğan türkülere bir yenisi eklenmiş. Sesiyle, sasıyla:

Arda’nın suları bulanık akar
Derya kenarında Şakir’im yatar
Bıçağı elinde, tabanca belinde
Yorulur Şakir’im uykuya yatar

Bu ağıt yıllarca yolda, belde, akşam, sabah düşmez Osman’ın ağızından. Söyledikçe, sazının tellerine dokundukça içindeki acı hafifler, gözü, gönlü açılır.
Elindeki sazın öyküsü de bir başkadır…

Ortaokulu bitirince komşularıyla beraber Sofya’ ya işe gider. İnşaatta kazandığı paralarla kitap, defter alır. Sokaklarda gezerken bir mağazanın vitrinindeki akordeon dikkatini çeker. Bunu bir çalgı aleti olduğunu anlar. Orada kaldığı sürece sık sık o sokaktan geçmeyi ihmal etmez.

Dönünce meramını babasına anlatır. Babası da zaten müziğe yatkındır. Delikanlılığında, davar ardında koşarken, sürü eyreğe yatınca, belinde kavalını çıkarıp o güzelim Rumeli türkülerini yandırırmış yandıra bildiği kadar. Çok geçmez babası oğlunun meranı giderir. Ona güzel bir akordeon alır. Genç Osman klavyelere basa basa, kendi başına çalmayı öğrenir. Bunu Momçilgrad (Mestanlı’da) makine traktör meslek okulunda okuduğu yıllarda daha da pekiştirir. Askere akordeonu sırtına alıp da, gider. Kışlada kaldığı yılarda sanat kolektiflerine katılır, Bulgarca, Makedonca, Boşnakça türküleri çalmada ustalaşır. Memlekete dönünce Nanovitsa (Ali Beyin Konağı) köyü okuma yurdu yanında amatör sanat kolektifi kurmayı önerir. Onun önderliğine kolektif faaliyete başlar. Köydeki açılan üç dikiş ve dokuma atölyelerinde 250 den fazla çalışan genç kız ve gelinin arasından seçilen yetenekli seslerle kolektif Mestanlı belediyesinde, Kırcaali ilinde ad yapar. Zaman geçer ve gelip 1984 - 1985 yılları çatar. 1984 yılının o karlı, dondurucu günlerinin birinde yukarıdan gelen bir emirle sanat kolektifini toplar. Okuma evi salonu ardına kadar doludur. Kolektif bir yandan Bulgar türküleri söyler hafif hafif, diğer tarafta da güya atölyelerde çalışan hanımlar gönüllü adlarını değiştirir. Osman buna üzülür, kedinden geçer ve yapmacıktan yan tarafa yıkılıverir akordeonuyla birlikte… Bundan sonra da ona el sürmez, çalmadan, söylemeden vaz geçer. Zaten Türkçe çalmak, söylemek, Türkçe ağlamak ve gülmek bile yasaklanır.

Akan sular en sonunda durulur. Osman’ın yolu Türkiye’ ye düşer. Bir gezi esnasında kuzeni onu hediye almak için dükkânları, mağazaları gezdirir. Ne beğendiğini sorar. Dolaşırken Osman bir vitrin önüne mıhlanır. Bakışları sazlarda kalır ve meramını kuzenine anlatır. O, da ona dükkandaki sazların en iyisini alır. O zaman, bu zaman Osman’ın elinden saz düşmez. Köylerdeki insan kalabalığı azalınca Kırcaali şehrinde iş bulur. Birkaç arkadaşıyla bir restoranda çalmaya başlarlar. Daha sonra da başka sanata meraklı arkadaşlarıyla “ Dostlar “
Orkestra topluluğunu meydana getirdiler. Arkadan gelen zaman diliminde bu topluluk üzerine “ Buket “ kadın sanat grubu oluşturulur.

Osman, uzun yıllar yazıp söylediği türkülerden 12 tanesini 2015 yılında “ Aşk Denizi “ adlı albümünde topladı ve bu yılın Haziranı’nda 60 jübile yaş günüyle birlikte albümünün de doğum günü kutladı. Albüme giren türkülerin güftesi, sözü ve sazı onundur.

Osman etrafındaki gelişen olaylara ilgisiz kalmaz. Dolayında dolaşan pırıl pırıl mutlu, huzurlu genç aileler görür, dilinden “İki Gönül Bir Olunca“ türküsü dökülür. Bahar açar, etraf yeşilliklere bürünür, çiçeklere gark olur “Bahar çiçeği“ nağmeleri çınlatır etrafı.

Dilinde türkü, elindeki sazıyla o hala “Buket“ topluğu sanat kolektifinin çalışmalarına katkıda bulunmakta, “Dostlar“ enstrüman grubunun şefliğini yapmaktadır.

Kaynak: Mustafa BAYRAMALİ


Kategoriden tüm haberleri oku


« Geri dön
REKLAMLAR




All Rights Reserved © 2006-2021      e-mail: kardjalinews.media@gmail.com    Webdesign: SWS