Ziyaretçi defteri Künye E-gazete
DÖVİZ KURLARI
EUR EUR 1.9558 Lv.
USD USD 1.6518 Lv.
GBP GBP 2.1753 Lv.
TRL TRL 0.4253 Lv.
Anasayfa Haberler   Yorumlar   Edebiyat Video Arşiv
19 Kasım 2017
HABERLER » Kırcaali
Unutulmayanlar: Şefket Efendi

Unutulmayanlar: Şefket Efendi

16 Şubat 2017

Yöremizin ünlüleri derken, hiç unutamayacağım bir insanın siması canlanıyor gözlerim önünde. Bir sofrada oturduğum için değil, kayın pederim olarak sık sık elini öptüğüm için değil. Tüm yöre insanlarımızın gerçek aydını, gerçek hocası, gerçek efendisi olduğu için onu sık sık anıyor, heyecanlanıyorum. Yokluğuna da bir o kadar üzülüyorum. Peki, kimdir Şevket Efendi? Yetiştiği dönemlerde, dağ yamaçlarında dev bir kişi tarafından tohum saçılmışçasına serpilmiş evlerde okumuş, ışımış kimse yokmuş. Askere gidene mektup yazacak, askerden gelen mektubu okuyacak insan bulunmuyormuş. Böyle cehalet karanlığında bir kıvılcım, bir ateş gibi parlamış, alevler halinde yükselmiş Şevket Efendi. Daha küçük yaşta babasını kaybetmesine rağmen, daha 11 yaşındayken yaşlıların ardına takılıp ülkenin çeşitli yerlerine gitmiş, başka işlere gücü yetmediği için at otlatıp onları suluyormuş. Sığırlar güdüp ırgatlığın tadını almış. Yaşlılar arasında bel bükmüş, buyurulan her işi yerine getirmiş ve güven kazanmış. El kapılarında bir lokma ekmek için büzülmenin, bel bükmenin, gözyaşı dökmenin ne olduğunu daha o zaman anlamış. Ama o her şeyi öğrenmek, her şeyi bilmek istiyordu. Belki de ondandır bu merakla yaşadığı ve gördüğü işin ağırlığını hissetmiyordu bile. Yaşamın bir çalışmak olduğunu da sezmiş gibiydi. Ya sürüneceksin, ya da ırgat olarak bile ekmeğini kazanacaksın. Yorgun dizlerinde iğneleyen acıları sezdiği zamanlarda bile üç buçuk yaşındayken ilk ve son kez babasını şöyle hatırladığını söylüyordu bizlere; “ Bir yaz akşamıydı, iriyarı bir adamın atından inerek beni kucaklayarak, küçücük ellerimi o kocaman avuçlarının arasına nasıl da alıp okşadı, okşadı” derken sanki o atlıyı canlandırıyordu gözlerinin önünde. “Ne unutulmaz bir anı bu Allah’ım”----diyerek o kendine özgü gülümsemesiyle bizlere bakıyordu... Ömrü boyunca hep bu anıları yaşayarak, içindeki acıyı yanındaki torunlarının başlarını okşayarak acılarını söndürmeye çalışıyordu. Şevket Ahmet ortaokulu bitirince hemen tahsiline devam edemiyor. Maşkılı’dan Kırcaali’ye kadar sırtında odun yüküyle saatlerce yol yürüyüp ailesini geçindirmeye çalışıyor. Böylece ekmek parasını sağlıyor. 25 yaşında dul kalan anası altı tane boğazı beslemek için dikiş makinesi başında göz nuru döküyormuş zaten. Nihayet onun okuma merakını sezen ağabeyi Ömer her şeyi göze alarak onu Şumnu’ya göndermiş. Şevket tam 5 yıl uygarlığın merkezi Şumnu şehrinde “Medresetünnüvvap” ta eğitimini tamamlıyor. 1939 yılında mezun oluyor. Tatil zamanında köyüne dönünce o kırmızı fesi ve beyaz sarığıyla tüm yöre halkının sempatisini kazanıyor, onların sevgi seli ile karşılaşıyordu. Köydeşlerini çok seyrek rastlanan kibarlığıyla, bilgisiyle, hareketleriyle büyülüyor, etkiliyordu. Şevket Ahmet artık Şevket Efendi diye anılmaya başlıyor. Camilere davet ediliyor, dualar yapıyor, mevlitlerde, toplantılarda onun kibar görünüşü ve sözleri halkı fethediyor. O zaman köyler, Rodoplar insan doluymuş. Bir sırasında mevlit duası sonunda elleri amin için göklere açmış okul torbaları sırtında genç kızlar görüntüsü onun gözünden kaçmamış olacak ki, genç hocanın istemeyerek gözleri bir tanesine ilişiyor, içine sımsıcak duygular doluyor ve bir kıvılcım gibi içini ısıtıyor. Sonra yıllar geçiyor ve Ömer ağbeyi ona bir yuva kurmak zamanı geldiğini söyleyince, yakın köyde uygun ve iyi bir aile kızını istemeye gideceklerini söyleyince hiç tereddüt etmemiş ve hiç görmediği, bilmediği bir kızla evlenmesi için ağabeyine hiç mi hiç itiraz etmemiş. Tertemiz bir kalbe sahip olan Hoca karşı gelmemiş ve Allah’ın emriyle, peygamberin kavliyle, gelenek ve göreneklere uyarak evlenmişler. Talih bu ya, bir de ne görsün, hayretler içinde o elleri amin duası için göğe açan o öğrenci kız...ve kendini çok, ama çok mutlu olduğunu hissetmiş. Kadere inandığını söylerdi. Onunla her konuda konuşan ben, kayın validemle nasıl aile yuvası kurduklarını sorduğumda bana bunları anlatmıştı. Kayınpederim Şumnu Nüvvap Okulu’ndan mezun olunca, Kırcaali Türk Pedagoji Okulu’nun ilk Türkçe hocası oluyor. 20 yıl Kobilane’den şehre yaya gelip, öğretmenliğe devam ediyor, bölgedeki Türk aydınlarını yetiştiriyor. Şevket Efendi askerlik borcunu bölüğün katibi olarak ödüyor. Askerlikteki bölüğün subayı künyesine Bulgarca okumayı ve yazmayı mükemmel bilen bir kişi olduğunu kaydetmiş. (Tüm ona ait olan evraklar bana emanet-onlardan görebiliyorum) Askerlikten döndükten sonra şu anda müzeye döndürülen o zamanın Medresesinde yüzlerce gencin eğitimini sağlıyor... Okul dışında konferanslar veriyor. Şevket Efendi Şumnu Medresetünnüvvap 1939 mezunu Güney Rodopların en gözde aydınlarından...1917 Maşkılı’da doğup büyümüş Şumnu’dan bu medeniyet merkezinin okulunu bitirince Rodoplara dönmüş ve Kırcaalide önce ilkokul, sonra rüştiye kısmında öğretmenlik yapmaya başlamıştır. 1951 yılında açılan Türk Pedagoji Okulunda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yıllarında (1939-1959) tam 20 yıla aşkın yüzlerce aydınlar yetiştiren tek öğretmen sıfatını kazanmıştır. Onun kimliğini, karakterini, en güzel ve en geniş şekilde Dr. İsmail Cambazov “ Eşiğim ve Beşiğim” kitabında ifade etmiştir. 1960-lı yıllarında bilimsel ateizm gelmişti, gazetelerde, radyolarda, batıl dinlere, hele de İslamiyet’e ver yansın ediliyordu. Allah’a, peygambere, inananlara zorluk çıkartılıyordu. Parti gençlik örgütü üyelerine, öğretmenlere, aydınlara, camilere ve kiliselere gitmeyi de yasaklamıştı. Hele hele de öğretmenler sık sık bilimsel ateizm konferanslarına, çağırılıyor ve kendilerine materyalist bilgiler veriliyor ve her an takip ediliyorlarmış. Benzer bir öğretmenler konferansı sonunda 1958 yılında Prof. Dr. olan Nikolay Mizof İslam aleyhinde konuştuktan sonra Şevket Efendi elini kaldırmış ve söz istemiş. Kürsüye davet edip sözü ona vermişler. Fakat o olduğu yerden ayağa kalkmış ve adeta bağırmış; “Ben kürsü adamı değilim, buradan, yerimden söyleyeceğim söylemek istediklerimi “– demiş, Türkçe olarak. Bulgarca konuşta herkes anlasın”,demişler. “Ben Türküm ve Türkçe konuşacağım” demiş genç öğretmen yerinden. “Konuş”, demişler. “Ben Profesör Mizov yoldaşı dikkatle dinledim ve söyleyebilirim ki konuştukları hepsi sonuna kadar uydurmadır, benim dinime karşı büyük bir iftiradır. Onun okuduğu ayetlerin hiç birisi Kuran’da yoktur. Hazreti Muhammet profesörün zikrettiği sözleri hiç bir zaman söylememiştir“, demiş... Şevket Efendi’nin bu adeta beklenmedik haykırışı bir bomba gibi salona düşüp patlamış. Üstüne çullanmak için hemen onun oturduğu arka sıralara koşmuşlar. Bulamamışlar, onun olduğu yer bomboşmuş. Söyleyip, başını yukarı kaldırıp salonu terk etmiş. Kediyi sütten kovmayacak kadar merhametli olan, bu mütevazılığıyla anılmış insan, son derece terbiyeli öğretmen kargaşadan uzaklaşmış. Hayır- o korkudan kaçmamış, bu utanç veren profesör konuşmasından sonra, sadece salonun dışına nefes almak için çıkmış. Bu hadiseden sonra ona istifa vermek için çağırdıklarında, ne görsünler o az önce kendi istifa etmişti gönüllü olarak. Başına geleceğini bile bile. Onun sonra işe geri dönmesi için Azerbaycanlı bir öğretmen olan Gaffurzade: “O dinsiz bu dinsiz aramızda bir de din adamı olsun ne olacak sanki “diyerek geri almaları için yardımda bulunmuş. Ellili yılların başlarında; Türkiye Cumhuriyeti fes giymeyi yasaklamasına rağmen, Bulgaristanlı komünistlerin de bu tür geleneksel giyim ve kuşanmaları beğenmemelerine rağmen, Şefket Efendi altın sarısı sarıklı, kırmızı fesini, hiç çekinmeden giyen nur yüzlü ve dik başıyla da kalmış o sıralar... Şevket Efendi, Bulgaristan'ın Kraliyet devrinde; Şumnu şehrinde bulunan Nüvvab Mektebinin, bir üstünden mezundu; Şimdi bizde "İmam Hatip Lisesi" manasına gelen; "Nüvvab Mektebinin", bir üstünden, yani Âlî İmam Hatip Mektebi mezunu idi. 1948 yılına kadar, faaliyetini sürdüren, bu mektebin muhteşem şekilde muasırlaştırılan bir Tedrisat Programı varmış. İşte Şevket Efendi, bu mektepten mezun idi... Şefket Efendi, Medrese (Türk okulları kapanınca 1960’dan 1976 yılına (emekliye ayrılana kadar) Maşkılı’da (Kobilane’de) öğretmenlik ve eğitmenlik yapıyor ve ozan Niyazi Hüseyin Bahtiyar’ın “Balkanlarda Türk Ünlüleri” adlı kitabında hakkıyla yerini alıyor. O, 40 yıl öğretmenlikten sonra 1976 da emekliliğe ayrılıyor, fakat emekli olmasına rağmen hiç bir şekilde cemaatten ayrılmıyor, daima halkla iç içe, insana yakışır şekilde hayatını sürdürüyor. Yöremizde onu tanımayan, onu sevmeyen yoktur. Onu saygı ve minnetle anarlar. Şevket Efendi 1997 Kasım ayının sonunda, perşembeyi cumaya bağlayan gecede, tam üç ayların başlangıcında, sessizce yaşadığı gibi, sessizce, bizlere, çocuklarına güzel nasihatler vererek, gülümseyerek aramızdan ayrılarak hakkın rahmetine kavuştu. Çok sevdiği hayata, dünyaya, yaşama veda etti. Ruhu şad olsun! Bunları yazan ben, onun gelini Habibe Ahmet, kayınpederim Şefket Ahmet’in etkisiyle Türk ve dünya edebiyatını tanıdım, kalemim sanki daha da güçleşti. Beni Şefket Efendi edebiyat, felsefe, etik, tarih, coğrafya vs. bilim alanlarında yetiştirdi. Dünya klasik edebiyatını ondan öğrendim, Fåderiko Garsiya Lorka’yı ondan duydum, Bayron, Şeli ve Foyerbah’la beni o tanıştırdı,20 yaşında onun evine gelin oldum, öğretmen olarak kendi köyüm Köseler’de çalışıyordum o zamanlar. Ayrıca kayın pederim bana armağan olarak o zamanlar (1974 yılıydı ah ne kadar değerliydi benim için,hala da değerli) çok değerli bir miras, 50 ciltlik kütüphane hediye etti ve ben onu daha da zenginleştirdim yıllar geçtikçe..... 2001’de ilk Türkçe şiir kitabım çıktı: Adı “Gönül Yaprağı”, 2003’de ise Bulgarca “Nad predela”- şiir kitabım basıldı. Her iki kitapta da şiirlerden başka, yaşadığım bazı önemli olaylar üzere düşünceler içeren yazılarım yer alıyor. En son 2005’de “Şafakla Gülebilsem” adlı şiir kitabı yayınlandı. En çok doğa olaylarını kaleme alıyorum ve “Bana güneşim, yollarım, esen rüzgarım, kır çiçeklerim, gurubum, gökyüzüm, yağmurum ilham verdiklerini hissediyorum ve düşünüyorum. Ayrıca insanlar arasında görülen barış, hoşgörü, insanlık, kardeşlik, adalet, doğruluk, güzellik gibi değerler bana ilham kaynağı oluyor.

Kaynak: Habibe AHMET

Ziyaretci sayısı: 2287


Kategoriden tüm haberleri oku


 YORUMLAR


BAHRİ GÖNÜLKIRMAZ 2017-02-19 17:08:38
BEN DAHİL YÖREMİZDE PEK ÇOK İNSANIN YETİŞMESİNDE EMEĞİ OLAN CENNET MEKAN HOCAMIZI,EĞİTİMCİMİZİ VE ÖRNEK BÜYÜĞÜMÜZÜ RAHMETLE ANIYORUZ.
YETMİŞLİ YILLARDA RAMAZAN AYINDA HER AKŞAM KÖYÜMÜZDE TAŞ MEKTEPTE MEVLÜTLER OKUNUR VE O HEP EN BAŞTADIR. YETMEZMİŞ GİBİ GÜNDÜZLERİDE OKULDA ÖRNEK BİR EĞİTİMCİ OLARAK SABIRLA BİZLERE DERS VERİRDİ.
DİN ADINA,TÜRKLÜK ADINA VE EĞİTİM ADINA EN BAŞTA GELEN ÖRNEK İNSAN. VEFALI,HÖŞGÖRÜLÜ,SABIRLI VE ALÇAKGÖNÜLLÜ . BİZLERİ İLMİK İLMİK İŞLEYEN DEĞERLİ BÜYÜĞÜMÜZÜ UNUTMADIK VE HİÇ UNUTMAYACAĞIZ. EKTİĞİ TOHUMLAR İÇİMİZDE HEP YEŞİL KALACAK NUR İÇİNDE YATS

 
   YORUM YAZ
Ad/Soyad*
Yorum Metni*:  
* Maksimum karakter sayısı: 1200
Security Code*
 
  * Yazılan yorumlardan site sahibi sorumluluk taşımaz !
  UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.


« Geri dön

ANKET



Anket Başlangıç Tarihi:

[ Anket sonucu ]
REKLAMLAR



All Rights Reserved © 2006-2017    "SENİ MEDİA" LTD; GSM:+359 877 40 36 38  Webdesign