Ziyaretçi defteri Künye E-gazete
 
DÖVİZ KURLARI
EUR EUR 1.9558 Lv.
USD USD 1.7585 Lv.
GBP GBP 2.2451 Lv.
TRL TRL 0.2798 Lv.
Anasayfa Haberler   Yorumlar   Edebiyat Video Arşiv
07 Nisan 2020
YORUM

KENTLİLEŞMEK…

22 Ağustos 2009

Durmuş ARDA
Geçenlerde bir gazeteci arkadaşla sohbet ederken, Bulgaristan’da yaşayan bir milyondan fazla Türk asıllıların arasından, Türkçe veya Bulgarca yazabilen 30 yaş üstündekilerin iki elin, 20 -30 arası gençlerin ise bir elin parmaklarını geçmediğini tespit ettik.
Bunun sebeplerini araştırırken, ikimizde aynı konuda birleştik: Kentlileşememenin getirdiği eğitimsizlik…
Çünkü önümüzde aynı insan topluluğunun Türkiye’ de zorlu, fakat güzel bir kentlileşme örneği var:
Bilindiği gibi1989 yılında Bulgaristan’dan zorunlu göç ile Türkiye’ye yerleşen göçmenler Edirne, Lüleburgaz, Çorlu, İstanbul, İzmit, Bursa, İzmir gibi sanayi şehirlerine yerleşmişlerdir. Bu sayede göçmenler, köylülükten hızlı bir kentlileşme sürecine girmişlerdir. Çünkü Bulgaristan’da yaşarken çoğu tarımdan veya inşaatlardan geçinen göçmenler, Türkiye’de doğrudan veya dolaylı olarak sanayiden geçinmeye başlamışlardır…
Türkiye’ de ilk birkaç yıl maddi ve manevi sıkıntılar çekmiş olsalar da; elbirliği ile eli ayağı tutan aileden herkesin çalışarak aile bütçesine katkı sağlayarak, daha sonraki yıllarda Bulgaristan’da yaşadıklarının kat kat üstünde bir hayat standardına kavuşmuşlardır.
Bulgaristan’da yaşarken çoğunun ev sorunu varken, bugün Türkiye’de yaşayan evsiz göçmen yoktur…
1989 göçmenleri, şehirleşme ile birlikte çocuklarının eğitimlerine de önem vermişlerdir. 1989 yılında büyük kentlerdeki okullara şaşkın gözlerle giren göçmen çocuklarının hemen hemen hepsi, bugün, Üniversite veya Yüksek Okul mezunudur. Buda Türkiye veya Bulgaristan ortalamasının çok çok üstündedir.
1989 göçünü hatırladığımızda… Yollarda perişan olmuş, özgüvenlerini yitirmiş insanlar, üstü başı kirli göçmen çocuklar…
Çocuklar… Tevfik Fikret’in yazdığı gibi, “…Hele sizler, hele sizler”… Anne babaları işteyken yalnız büyüyen çocuklar… Yine de okulunda, işinde başarılı olan çocuklar. Lâleli’ de tezgâhtar olarak işe başlayıp, büyüyüp dolar milyoneri olan çocuklar…
Türkiye’ de yaşayan 1989 göçmenleri kentlileşmektedir, hele yeni nesil…
Yukarıdaki örnekleri şunun için verdim: Bugün çağdaş ve medeni olan bütün ülkeler, kentlileşerek gelişmişlerdir.
Bulgaristan kıyaslamasını ise şundan dolayı yaptım: Bulgaristan’da yaşamaya devam eden Türklerin çoğu hâlâ köylerde oturmaktadırlar. Köyde yaşayan çocuklar ne Türkçeyi doğru konuşabiliyorlar, ne de Bulgarcayı… Yani kendini ifade etmekte zorlanan bir neslin yetişmekte olduğundan bahsediyoruz…
Bilindiği gibi otoriter rejim döneminde Türk asıllıların kentlileşmesine çeşitli engeller çıkarılmaktaydı. Şimdi bu engellerin çoğu kalkmışken, bazı çevrelerin köy hayatını empoze etmeleri hayli şaşırtıcı...
Bulgaristan’da yaşayan Türkler Sofya, Filibe, Kırcaali, Razgrad, Varna, Burgaz vs gibi kentlere yerleşerek kendi kültürünü geliştirmeli. Bu kentlere yerleşenler birkaç sene sıkıntı çekebilirler. Fakat Çağdaş Medeniyet için, kendimiz için, gelecek nesiller için, bu sıkıntılara katlanılmalı…
Köyden kente gelen herkesin, hemen, büyük kentlerin sosyal ve kültürel hayatına adapte olması beklenemez. Kentlileşme bir süreçtir, bu süreç, bazı ailelerde birkaç kuşak da sürebilir. Fakat kentte oturmak, “çıtayı” yüksek tutmak demektir…
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, Bulgaristan’da gençlere köylerde yaşamaları için çağrı yapılır. Bu çağrılar yapılırken, köydeki çocukların veya gençlerin kimleri örnek alacakları hiç düşünülmez…
Bir Atasözümüz vardır “Üzüm üzüme baka baka kararır” diye. Sanki birileri çocuklara ve gençlere köy hayatını benimseterek, ahret işleri ile uğraşanları, çaresizleri veya alkolikleri örnek almalarını istiyor. Hayat maratonuna kentlerde yaşayan akranlarının çok gerisinden başlayacaklarını bildikleri halde…
Maalesef Bulgaristan’da Türk asıllı çocukları ve gençleri köylerde bırakmak için – çoğu bilinçsiz de olsa - çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.
Bu etkinliklerin çoğu dağ başında put haline getirilmiş bir türbe başında mevlit ve daha sonrasında hiçbir kültür etkinlik olmadan herkes kendi çevre grubu ile bir köşeye oturarak eski totaliter rejimin 1 Mayıs, 9 Eylül günlerinde düzenlediği kutlamalar gibi, alkollü içki ve ızgara köfte eşliğinde sohbet edilmesi…
Bu puta tapma ve ızgara köfte etkinlikleri, gelecek nesillere ne gibi katkıları olabilir acaba?
Yine şair Tevfik Fikret, belki yüz sene önce şöyle yazmıştır:
“İnsanlığın böyle delaletleri vardır
Putunu kendi yapar, kendi tapar”
Kendi yarattığımız putlara tapmadan…
Çağdaş Medeniyet için, kendi ve çocuklarımızın geleceği için, her yerde kentlileşmemiz şart!

ANKET



Anket Başlangıç Tarihi:

[ Anket sonucu ]
REKLAMLAR



All Rights Reserved © 2006-2020    "SENİ MEDİA" LTD; KARDZHALI   Webdesign: SWS