Ziyaretçi defteri Künye E-gazete
 
DÖVİZ KURLARI
EUR EUR 1.9558 Lv.
USD USD 1.7585 Lv.
GBP GBP 2.2451 Lv.
TRL TRL 0.2798 Lv.
Anasayfa Haberler   Yorumlar   Edebiyat Video Arşiv
07 Nisan 2020
YORUM

FES!

07 Ekim 2009

Durmuş ARDA
Hangi makama yükselmiş, hangi mevkilere gelmiş olursa olsun, Bulgaristan’da yaşamış olan bir Türk, yalnız ve azınlıkta kaldığı ortamlarda “fes”, “kesik” gibi alaycı hitaplara maruz kalmıştır.
1977-78 öğrenim yılında, Kazanlık yakınlarında bulunan Mıglij kasabasında, Lise birinci sınıfında okurken ilk defa böyle alaycı hitaplara maruz kaldığımda hayli şaşırmıştım.
Bana “fes” diyenlere, kafası boş anlamında “tas”; “kesik” diyenlere ise, “kafadan kesik” karşılıklarını veriyordum.
Birde “Hey Türk!” diye seslenip bana hakaret ettiklerini sananlara da, “Türklüğümle gurur duyuyorum” dediğimde şaşıp kalıyorlardı.
Daha sonra böyle seslenen çocukların derslerinde benden daha başarısız, uyum sorunu olan ve bu şekilde bir şeyler kanıtlamaya çalıştıklarını tespit ettiğimde daha bir mutlu ve gururlu olmuştum.
Türklerin yoğun olduğu Kırcaali’de okuduğum Lise ikinci sınıfta böyle bir seslenişle her nedense hiç karşılaşmadım.
Ancak Sofya’da Teknik Lisenin 3. ve 4. yıllarını tamamlarken öğretmenlerden birisi alaycı bir şekilde, bana, “efendi” diye sesleniyordu. Bende kendisine efemine kelimesinden esinlenerek, “efemdi” diye karşılık veriyordum ve bunun anlamını birkaç arkadaşımla paylaştığımda gülmekten bayılmışlardı.
Son zamanlarda Türklere “ibrikçi” diyenler çıkmış. Bunları söyleyenlerin nasıl bir tuvalet kültürü olduğu bilinmese neyse de… Hele tuvalet kağıdı üretmekten acizsen… Çünkü 20 sene öncesi Bulgaristan’daki genel tuvaletlerdeki o gözleri yakan keskin koku, propaganda amaçlı çıkarılan ve genelde tuvalet kağıdı olarak kullanılan “gazeteleri”, marketlerin önündeki tuvalet kağıdı kuyruklarını ve bulunduğunda zımpara kağıdı gibi olan aynı tuvalet kağıtları hatırlandığında gülmemek elde değil.
Hepimizin bildiği bir gerçek var ki, Bulgaristan’a tuvalet kültürü, demokrasi ile birlikte geldi. O da dışarıdan getirilen tuvalet kağıtları ile...
Ancak bu arada, Türk halkı, “ibrikçi” diyerek kendilerinin tuvalet kültürü ile alay ettiklerini zannedenlere, “götü boklu” karşılığını vermekte gecikmemiş.
Bulgaristan’daki Türklere böyle ayrıştırıcı yakıştırma yapan politikacıların kendilerine, “Milliyetçi” demesi ise hayli garip. Çünkü globalleşen dünyada, etnik kökene dayalı milliyetçilik neredeyse yok gibi. Globalleşen dünyada, Milliyetçilik, etnik kökene dayalı değil, bir ülkenin topyekun çıkarları için söz konusudur.
Bir siyasetçinin görevi farklı kültürden insanları ayrıştırmak değil, kaynaştırmak olmalı.
Böyle ayrıştırıcı politikacılar olduğu sürece, Bulgaristan Avrupa’nın en fakir, en gelişmemiş ülkesi olduğu için şaşmamak gerekir.
Fese gelince…
Aslında biraz tarih bilgisi olanın bilmesi gerekir…
(Tarihten konu açılmışken, Mıglij’deki bir Lise tarih dersi anımı anlatmak istiyorum:
Tarih dersindeyiz. Karşakov isminde bir tarih öğretmenimiz var. Karşakov, derste hafızada kalıcı olsun diye devamlı not aldırmaktaydı ve onun dersinden zayıf almak neredeyse imkânsızdı. Bir gün Karşakov, öğrencilerden birisini derse kaldırdı ve 2. dünya savaşındaki Stalingrad çarpışmasını anlatmasını istedi; fakat öğrenci bu konuda hiçbir şey söyleyemedi ve doğal olarak da zayıf not aldı. Daha sonra aynı soruyu bana sordu. Bende köyden yeni gelmişim, Bulgarca konuşma alışkanlığım pek yok, fakat dilimin döndüğü kadar Stalingrad çarpışmasını anlattım ve altı üzerinden beş aldım. Buna karşılık Bulgarca konuşmasını bildiği için, tarihi bilmese de olur düşüncesindeki öğrenci, öğretmene seslenerek, “ O daha Bulgarcayı konuşamıyor, fakat ona beş notu verdiniz” dedi. Buna karşılık Karşakov, “ Bulgarcayı rahat konuşamıyor olabilir, fakat tarihi de Bulgarcayı da senden daha iyi biliyor” diye karşılık verdi.
Bu vesileyle, bana tarih dersini sevdiren ve tarih sevgisi aşılayan Lise tarih öğretmenim Karşakov’u saygıyla anıyorum.)
1826 yılında dönemin Sultanı 2. Mahmut, devşirilen Hıristiyan çocuklarından oluşan Yeniçeri ocağını kaldırarak Osmanlı İmparatorluğunun modernleştirme sürecini başlatmıştır. Eski sarıklı Yeniçeri kavuklarının yerine, yeniyi çağrıştıran bir başlık arayışına girilmiştir ve Osmanlı denizcileri Fas’ta (Maroko) kullanılan bir başlık olan fesi önermişlerdir. Bu da 2. Mahmut tarafından kabul edilmiş ve taşınması da zorunlu kılınmıştır.
Daha sonra Osmanlılardan bağımsızlığını kazanan Hıristiyanlarca hor görülmüş olsa da ve Türkiye’de de 1925 şapka kanunu ile yasaklanmış olsa da, fes, o 1830 yılları için devrimi, yeniyi simgeleyen bir başlık olmuştur!
Gelişmemiş Doğu kültüründe bir dönem öncesi kafaya takılanı, kafaya “takmak” bir gelenek olsa gerek. Fakat bugün fes gibi kafaya takılmayanı, kafaya “takmak”, bir nevi paranoya olsa gerek…
Oysa fes dönemi, o dönem Osmanlı topraklarında yaşayan Hıristiyanlar için, aydınlanma döneminin başlangıcı olmuştur... Çünkü Tanzimat Fermanı ile Hıristiyanlara tam özgürlük, vergi kolaylığı, anadillerinde eğitim vs. gibi haklar verilmiştir. Müslüman erkekleri 4 yıl askerlik yaparken, Hıristiyan erkeklere askerlik muafiyeti getirilmiştir.
Hatta fes döneminde Hıristiyanlara hakaret sayılacak sözler söyleyenlerin cezalandırılacağını belirtmek için, sokaklarda tellallara, “Duyduk duymadık demeyiiiin bundan sonra gâvura gâvur denmeyeceeek…” diye bağırtıldığı bilinmektedir.
Görüldüğü gibi bu topraklarda, aydınlanma ve çağdaşlaşma, fes döneminde başlamıştır.
Yeni nesil şairler, yazarlar, ressamlar ilk bu dönemde yetişmişlerdir.
Fes döneminden önce bu topraklarda, Hıristiyan aydın, yok denecek kadar azdır.
Öyleyse, Osmanlı topraklarında yaşamış olan Hıristiyanların kendini bilen torunları, bugün fese, şapka çıkartmaları gerekiyor olsa gerek!

ANKET



Anket Başlangıç Tarihi:

[ Anket sonucu ]
REKLAMLAR



All Rights Reserved © 2006-2020    "SENİ MEDİA" LTD; KARDZHALI   Webdesign: SWS