Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR) tarafından 8 Aralık'ta "Müslüman Karşıtı Nefret Suçları ve Müslüman Toplulukların Güvenliği" konulu bir çevrimiçi konferans düzenlendi.
Toplantı, AGİT tarafından Müslüman Karşıtı Nefret Suçlarını Anlama: Müslüman Toplulukların Güvenlik İhtiyaçlarını Karşılama Pratik Kılavuzunun yayınlanması vesilesiyle gerçekleşti.
Toplantıda ayrıca Müslüman karşıtı hoşgörüsüzlük, nefret suçları ve AGİT bölgesindeki Müslüman toplulukların güvenlik ihtiyaçları ele alınırken, sorunla mücadele için fikir ve öneriler paylaşıldı.
Toplantıya Bulgaristan Başmüftülüğünü temsilen Başmüftülük Dış İlişkiler Halkla İlişkiler ve Protokol Dairesinde görevli uzman Hayri Emin katıldı.
Diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak Bulgaristan'daki Müslüman topluluğun bu konudaki deneyimlerini paylaşması istenen Hayri Emin, Bulgaristan dahil Balkanlar'da Müslümanlara yönelik nefret suçlarının ve genel olarak İslamofobi kavramının doğası ve ortaya çıkma nedenleri bakımından Batı ülkelerinden farklı olduğunu, ancak insanlar için sonuçlarının hep aynı olduğunu ve insanlar nerede olurlarsa olsunlar aynı şekilde acı çektiğini vurguladı.
Emin, "Bulgaristan'ın bu konuda bazı özellikleri, Bulgaristan'daki Müslümanların çoğunluğunun göçmen değil yerel olması. Onlar, yüzyıllardır bu topraklarda diğer topluluklarla bir arada yaşamaktadırlar" dedi.
Uzman, Bulgaristan'daki İslamofobinin sebeplerini karışık-ırksal veya etnik çağrışımlarla dinsel olarak tanımladı. Tarih ve Osmanlı mirasının her zaman belirli grupların gündeminde olduğunu ve Bulgaristan'da geleneksel olarak aşırı sağ veya aşırı sol yönelimli grupların bulunmadığı ve duruma göre değiştiklerini, çoğunlukla aşırı milliyetçi gruplar olduğunu söyledi.
Emin, Bulgaristan'da çeşitli dini toplulukların yakın diyalog ve uzlaşı içinde olduğu gerçeğini vurguladı.
Başmüftülüğün, AGİT ile işbirliğinin sonuçları ve Müslümanlara karşı hoşgörüsüzlük ve ayrımcılıkla mücadelede daha olumlu etkiler yaratmak için uluslararası kuruluşların neler yapabileceği konusunda yorum yapması istenen Hayri Emin, Bulgaristan'ın kolluk kuvvetlerine yönelik nefret suçlarıyla mücadele için Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisinin yürüttüğü eğitim programının uygulanmasının tamamlandığı ülkelerden biri olduğunu ve Başmüftülüğün buna tartışılmaz bir şekilde katkı sağladığını söyledi.
"Dolayısıyla işbirliğinin bu konularda Başmüftülük ile Bulgaristan'daki devlet kurumları arasındaki ilişkilere de olumlu etkisi var" diyen Emin, son yıllarda Bulgaristan'da Müslüman karşıtı nefret suçlarında ve İslamofobi olaylarında ciddi bir düşüş olduğunu vurguladı.
Ancak aynı zamanda önyargı saikli suçların, suçun gerçek nedenini ortaya çıkarmak için nadiren yeterince ayrıntılı bir şekilde soruşturulduğunu, genellikle holigan olayı olarak araştırıldığını hatırlatan Emin, "Ama daha da önemlisi, ceza adaleti sistemi 'nefret suçu' terimini kullanmazsa, saik suçun temel bir unsuru olarak kabul edilmez ve bu nedenle nefret suçlarının varlığı görünmez kalır... Ama İslamofobiye karşı mücadele, yerel, ulusal ve uluslararası düzeylerde farklı yönetim düzeylerini ve politikaları içeren kapsamlı bir konu. Bu nedenle kamusal yaşamın her alanında İslamofobi bilinci artırılmalı" dedi.
Emin, AGİT katılımcısı devletlerin Müslümanlara karşı her türlü hoşgörüsüzlük ve ayrımcılığın önlenmesi ve bunlarla mücadelede bir dizi uluslararası belgeye dahil olmayı kabul ettiğini ve uluslararası yükümlülüklerin özel bir önem taşıdığını hatırlattı.
Uzman, bugün dinin şiddeti emretmediğini ve terörizmin dinle ilgisi olmadığının farkındalığı içinde olmamız ve anlamamız için ciddi bir ihtiyacımız olduğunu söyledi. Emin'in ifadesine göre terörizm, siyasi iradenin şiddet yoluyla ifade edilmesi ve dini nedenlerle açıklamak makul değil.
Dünya çapında artan İslamofobi ile ilgili olarak uzman, İslamofobiyi bir suç olarak tanımlamanın, demokratik bir toplumda çeşitlilik ve çok kültürlülük fikrini haklı çıkaracak bir sosyal sorunu çözmek için gerekli bir koşul olduğunu söyledi. Emin, "Bugün İslamofobi görmezden gelinirse, Müslümanlara yönelik adaletsizliğe, nefrete, hoşgörüsüzlüğe ve ayrımcılığa karşı mücadeleyi de tamamen görmezden gelmek anlamına gelir" diye ifade etti.
Uzman, sonuçlara odaklanmamızın yanı sıra, toplumdaki nefretin nedenlerine odaklanmanın, sorunun temeline ulaşmanın ve sorunun çözümü için kaynak ve enerji harcamanın çok önemli olduğunu belirtti. Emin, "Yani nefret suçları, hoşgörüsüzlük ve ayrımcılık, toplumdaki yaygın bir sorunun görünen kısmı olan sonuçları. Bu anlamda, kültürlerarası eğitime yatırım yapmak, farklı kültürel, etnik ve dini topluluklar arasındaki ilişkileri geliştirmek özellikle önemli. Önyargılar, esas olarak başkalarının dinine veya kültürüne ilişkin bilgisizlik nedeniyle oluşur" dedi.
Uzmanın ifadesine göre, bu fenomene karşı etkili mücadelede bir diğer konu, bu süreçte yer alan uluslararası toplum, devletler, sivil toplum kuruluşları (STK), dini kuruluşlar ve diğerleri için bir öncelik olması gereken karşılıklı anlayış ve çeşitliliğe saygının teşvik edilmesi. Bu anlamda, demokratik bir toplumun temeli olan farklı topluluklar arasında güven inşa etme ihtiyacını vurgulayan Emin, "Toplumun çeşitliliğini anlamak, özellikle birçok ülkede oldukça homojen olan polis ve savcılık için çok önemli. Azınlık topluluklarına ait olan kişilerin bu kurumlarda görevlendirilmesini teşvik etmek ve onları çekmek, toplumdaki nefrete karşı mücadelenin gelişmesine yardımcı olacak" dedi.
Bu bağlamda, AGİT, Avrupa Konseyi ve UNESCO'nun ortak yayını olan 2011'de Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisinin "Eğitim Yoluyla İslamofobiyle Mücadele: Müslümanlara Karşı Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadelede Öğretmen El Kitabı'nı hatırlattı. Emin'in ifadesine göre, bu kılavuz da çok değerli bir yayın ve özellikle eğitim alanında etkili bir şekilde kullanılırsa İslamofobi ile mücadelede mevcut kılavuz kadar faydalı olacak. Bu kılavuz birkaç dile çevrildi.
Katılımcılar arasında Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi Hoşgörü ve Ayrımcılık Yapmama Daire Başkanı Kishan Manocha, AGİT Dönem Başkanlığı Müslümanlara Karşı Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadele Özel Temsilcisi Büyükelçi Prof. Dr. Mehmet Paçacı, BM İnsan Hakları Komiseri Din ve İnanç Özgürlüğü Özel Raportörü Ahmed Shadid, Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi Müslümanlara Karşı Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadele Danışmanı Dermanna Sheta, Rotterdam İslami Topluluklar Konfederasyonu temsilcisi Marianne Vortoren vb. isimler vardı.
Etkinliğe katılan diğer katılımcılarla birlikte AGİT katılımcı devletlerin, uluslararası kuruluşların, STK'ların, dini toplulukların, dinler arası kuruluşların, akademik ve insan hakları kuruluşlarının ve medya ajanslarının temsilcileri de katıldı.
Şiddet eylemleri, tehditler ve mülke zarar verme dahil nefret suçları, AGİT bölgesinde her yıl Müslümanlar dahil binlerce insanı hedef alıyor. Nefret temelli şiddet yalnızca kişilerin ve toplulukların güvenliğini değil, aynı zamanda AGİT bölgesi ve ötesindeki toplumların güvenliğini de tehdit etmektedir.
Her Müslüman karşıtı olay Müslüman topluluklara bir nefret mesajı gönderir. Bu tür suçlar, Müslümanların günlük yaşamlarında korku ve endişe uyandıran güvenlik sorunları oluşturmaktadır. Bu, bunun örneğin, İslamın emrettiği kıyafet giymek, camiye gitmek, İslami bayramları kutlamak vb. şekilde dinlerini yaşamalarını da etkilediği anlamına gelir. Bu suçlar sosyal uyumu baltalar, toplulukları kutuplaştırır.
Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi'nin Müslüman Karşıtı Nefret Suçlarını Anlama: Müslüman Toplulukların Güvenlik İhtiyaçlarını Karşılama Pratik Kılavuzu, Müslümanlara yönelik nefret suçlarını önleme ve bunlarla mücadele etme eylemlerinde hükümetlere ve devlet kurumlarına yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Kılavuzda Müslümanlara yönelik nefret suçlarının yeterli derecede bildirilmemesi ve eksik bir şekilde kayıt altına alınması gibi temel konular açıklanmıştır.
Kılavuz bundan başka hükümetlerin bu topluluklarla birlikte Müslüman toplulukların güvenlik endişelerini gidermek için atabilecekleri pratik adımları sunmaktadır. Amaç, Müslüman toplulukların ve bireylerin güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaktır.