Vatan ve Anavatan Algısı Üzerine



Salı, 31 Ağustos 2021

Vatan ve Anavatan Algısı Üzerine

Son günlerde Bulgaristan’da Vatan ve Anavatan terimleri üzerine, toplumun siyasetinden, sosyoloji ve tarih alanına kadar birçok siyasetçinin, akademisyenin ve tarihçinin katılımı ile gündem oluştu. Şüphesiz bunun sebebi Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in bir Devlet Başkanına yakışmayacak üslupla, seçmenlerinin çoğunu Türk-Müslümanların oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (DPS) Genel Başkanı Mustafa Karadayı’ya, “sizin Vatanınız neresi?” sorusunu yöneltmesi oldu. Bu sorunun kabul edilemezliğinin yanında, yönelten makamın bizzat Cumhurbaşkanı olması daha da vahim sorular doğurdu.

 İlk olarak, herkesçe kabul edilen bir olgu, Cumhurbaşkanı’nın ayrıştırıcı değil birleştirici, ötekileştiren değil kucaklayan bir misyonu ve duruşu olması gerektiği üzerinedir. Bu durum Cumhurbaşkanı makamının, bu konuyu bu şekilde gündeme getirilemeyeceğini kanıtlamaktadır. İkinci soru, hükümet kurmak için istişareye davet ettiğin Bulgaristan’da 30 yılı aşkındır siyasi alanda faaliyet gösteren bir siyasi oluşumun Genel Başkanına bu soru hiç yöneltilemez. Bu siyasi parti, Bulgaristan kanunlarınca resmi statü kazanmış, kurulduğu günden itibaren Parlamentoda kesintisiz olarak seçmenlerini temsil etmiş, Bulgaristan’ın NATO ve Avrupa Birliğine dahil olması sürecinde önemli rol oynamış ve Bulgaristan’ın değişik kademelerine kadrolar yetiştirmiştir. Üçüncü akla gelen ise, Mustafa Karadayı’ya bu soruyu sormakla birlikte partinin bütün seçmenlerine ve sempati duyan herkese mi bu soru yöneltilmiş olmasıdır. Öyle ise, durum daha vahim hal alacak ve bizi tarihi sürece geri döndürecek, Türk-Müslümanların bu topraklarda birer göçmen, muhacir veya mülteci durumunda olmadıklarını tekrar herkese hatırlatmak gerekecektir. Aslında bu sorunun gündeme gelme sebebi de budur, DPS Genel Başkanı Mustafa Karadayı’nın, Türkiye’de verdiği bir mülakatta manen: biz o topraklarda geçici değiliz kalıcıyız asli unsuruz, dolayısıyla orası (yani Bulgaristan) bizim için Vatandır, Türkiye ise Anavatandır, demesinin üzerine yapılan yanlış tercüme ile başlamıştır ilk tepkisel yaklaşım.

Peki, öyle midir? Türk-Müslümanlar Bulgaristan’ın asli unsurları mıdır? Tarihi gerçeklere bakacak olursak, şüphe içermeyecek şekilde Bulgaristan’da yaşayan Türk-Müslümanlar bu toprakların birer parçası olmuştur ve asli unsurlarıdır. Bulgaristan coğrafyasında Sarı Saltuk gibi dervişler daha 1270 yıllarında görüldükleri ve yerleştikleri tarihçilerce konu edinilmektedir. Devamında yerleşen Türk-Müslüman toplumu yoğunlaşmış ve asırlardır burada var olan diğer etnik gruplar ile hoşgörü ve barış içerisinde yaşamışlardır. Komşuluk ilişkileri incelendiğinde, genel olarak siyasetten uzak birbirini anlayan bir yaşam modeli ortaya çıkacaktır. Bulgaristan’ın tarihi dokusuna ve medeniyet zenginliğine bakıldığında, çarşısından, pazarına ve kültürü ile bütünleşen tarihi yapılarında bunu görmek mümkün olacaktır. İşte, Mustafa Karadayı’nın dediği budur, dolayısıyla Bulgaristan bizim için Vatan’dır. Tarihi olgularla beraber, bu konuyu destekleyen başka konular da vardır. Biz Bulgaristan’da doğup büyümekte, ülkenin kanunlarına ve eğitim sistemine göre yetişmekte, askerlik vazifesini burada ifa etmekte, vergimizi burada ödemekte ve yakınlarımızı burada defnetmekteyiz. Bunlar, bir toplumun bir yerde göçebe değil de, kalıcı bir hayat sürmesi için yeterince inandırıcı ve bağlayıcı ciddi sebeplerdir.

 Konunun diğer boyutuna yani Türkiye’nin Anavatan olmasına gelince bu da çok açıktır. Bir etnik grubun Anadili ile kendini tanımladığı bir ülke varsa yeryüzünde orasını etnik aidiyet olarak kendisine Anavatan görmesi gayet doğaldır. Bu konu sadece Türkler açısından böyle değildir, mesela Bulgaristan dışında yaşayan bir Bulgar’a sorsanız Anavatanınız neresi diye Bulgaristan diyecektir, buna Ukrayna veya herhangi başka bir ülke tepki göstermeyecektir. Bunun dışında Bulgaristan’da yaşayan başka bir etnik gruba sorsanız, Anavatan olarak etnik grubunu temsil eden bir ülkeyi gösterecektir ama Vatan’ı Bulgaristan olacaktır. Bu manevi bir his olarak insanın kendini tanımlamasıdır. Bunun dışında, Bulgaristan’da yaşayan Türk-Müslümanlar son yüzyılı aşkın bir süredir ne zaman zorda kalsalar çıkış noktası olarak devamlı Türkiye’ye sığınmak olmuştur netice. Ya da diğer bir ifade ile Bulgaristan 1878 yılından itibaren devamlı Türk ve Müslüman nüfusunu esnetmek için kendilerini Türkiye’ye göçe zorlamıştır. Bu 2000 yılına kadar yani bir asrı aşkın bir dönem periyodik olarak devam etmiştir. Türkiye bu gibi süreçlerde, sizin bu ülke ile herhangi bir bağınız yok, bu sebeple ülke olarak sizi kabul etmiyoruz dememiş, bilakis bütün zorluklara rağmen bir göçmene, muhacire sahip çıkılması için ne gerekiyorsa onu yapmıştır. Bulgaristan ve diğer Balkan ülkelerinden yüzbinlerce göçmeni kabul etmiştir. Haliyle Bulgaristan’da yaşayan Türk-Müslümanlar, Türkiye’yi gidebilecekleri bir ülke, sığınak ve Anavatan olarak görmekte ve algılamaktadır. Cumhurbaşkanı Radev, bunu gayet iyi bilmektedir, ancak kendisine siyaset malzemesi yapmak için, Türk-Müslümanların büyük çoğunluğunun oylarını alan siyasi bir hareketin Genel Başkanına bu soruyu yöneltmiştir. Bu Partiye gönül verenlerle beraber, Bulgaristan’da yaşayan Türk-Müslümanları ciddi manada üzmüştür. Çünkü bahsettiğimiz grup bugüne kadar bunu hak edecek hiçbir tasarrufta bulunmamıştır. Sayın Karadayı’nın cevabı ise, özellikle Parti seçmenlerini ve Türk-Müslümanları ziyadesiyle memnun etmiştir. Çünkü geçmişte farklı bir ülkenin sınırları içerisinde hep birlikte huzur içerisinde yaşadığımız tarihi bir olgudur ve bunu Genel Başkan çekinmeden söylemiştir. Sonuç olarak, Bulgaristan’da yaşayan Türk-Müslümanlar için bu topraklar doğup, geliştiği anılar biriktirdiği ve memleket olarak adlandırdığı bir Vatan’dır. Türkiye ise kendilerini her zorlukta ve ihtiyaç durumunda savunduğu ve sahip çıktığı için Anavatan’dır.

Dr. Şabanali AHMED


DİĞER HABERLER