Aile eğitiminin bazı yönleri



Çarşamba, 27 Nisan 2011

Aile eğitiminin bazı yönleriGeçenlerde, şehrimizde, Kırcaali "Hristo Botev" Yabancı Diller Lisesi 11.sınıf öğrencisi Cüneyt'in katılımı ile işlenen bir faciaya etraf tanıklığı ettik. Olay tüm ülkede de büyük yankı buldu. Burada onun analiz ve yorumuna girmeyeceğim. Olup biten, eğitim konusu ile ilgili düşüncelerimize sadece bir vesile oldu. Sabık bir üniversite öğretmeni olarak yıllarca edindiğim deneyimlerime ve izlenimlerime dayanarak, bir baba sıfatıyla, çocukların aile terbiyesinin bazı yönleri ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Böyle ve benzer negatif hadiselere karşı hiçbir laboratuarda aşı yapılamaması durumunda, ne kadar da istemesek, başka bir zamanda, başka bir yerleşim yerinde, başka bir ailede onlarla yine yüz yüze gelme ihtimali hiç de düşük değildir. Nitekim bizleri en çok trajedi olayları sarsıyor, ama unutmamalıyız ki, birçok ailelerde eğitim eksiklikleri, sürekli olarak yüzlerce çocuğun bünyesine derin fiziksel ve ruhsal yaralar oluşturup, hayatlarını berbat ediyor, tüm hayallerini öldürüyor. Dolayısıyla bizler ebeveynler olarak çocuklarımızla ilişkilerimizde uyguladığımız davranışlarımızı, tutumumuzu, kullandığımız yöntemleri analiz edip, dikkatimizi artırıp yanlışlarımızı telafi edebilirsek, onların olasılık oranı maksimum düşebilir.
Üzerimizden suçu atmak için ne kadar güçlü mazeret göstermeye çalışsak da ailede, çocuklarımızın davranışları ile ilgili tüm olup bitenlerin esas sorumluluğu bizlere, ebeveynlere aittir. Aslında, neden bizler, ebeveynler, en küçük toplum birimi olan ailenin yönetiminde bu kadar zorlanıyoruz? Artı o, bizler, ebeveynlerden ve çocuklarımızdan oluşuyor. Acaba nerede ve ne tür hatalar ediyoruz? Bundan böyle, somut olarak, çocuklarımızla ilişkilerimizde meydan verdiğimiz noksanlıkların ve kusurlarımızın bazı yönleri üzerinde durmak istiyorum.

Aile eğitimi, bulunduğu yeri, organizasyonu, kullanılan usuller açısından özel bir süreçtir. O aile ortamında cereyan eder. Aile ortamı ebeveynleri, kardeşleri ve yaşlı ebeveynleri dahil eder. Fakat o sadece bir fiziksel ortam olmayıp, akraba bağları ile birleşmiş bulunan kişilerin kendilerinde karakter ve şahsiyet olarak taşıdıkları her şeydir. Aile ortamının esas içeriği aile üyeleri arasındaki karşılıklı ilişkilerdir. Karakter ve mahiyetiyle çok farklı olan bu ilişkiler aile psikolojik iklimi oluştururlar. Onun çocuklar üzerine etkisi çok önemlidir ve aile eğitiminde (terbiyesinde) de esas iç etken teşkil eder.
Genel olarak aile psikolojik iklimi, aralarında akrabalık bağları ile birleşmiş bulunan kişiler arasındaki bağ ve ilgi, onların kişisel olarak gelişmesine ve topluma kazandırılmasına yardım eden, aralarındaki duygu, saygı, hizmet, muamele, komünikasyonları içeren sistemdir. Adı geçen ve ilgili unsurların karakteri, yönü, hattı ve etkileme tarzı açısından, o, sağlıklı ve sağlıksız psikolojik iklim olarak ikiye bölünür. Sağlıklı psikolojik iklim, duyarlı fikir birliğine ve aile sorunlarına bulunan umum çözüme dayanan karşılıklı sevgi, saygı, ahenkli komünikasyonlar talep eder. O, aile üyeleri arasında en uygun şekilde mevcut olan, muamelelerdeki çok nazik hisler, aralarındaki kullandıkları daha başka sıcak ve tatlı dil, aile ortamındaki iyi niyetlik, hoşgörürlük, huzur gibi unsurları ile farklıdır.

Psikolojik iklimin görevi, çocuğun, normal gelişmesinde hayati önem taşıyan, psişik ihtiyaçlarını karşılamaktır. Dolayısıyla amaç, herhangi bir psikolojik iklim değil, sağlıklı psikolojik iklim oluşturmaktır. Çocuğun sağlıklı gelişimi ile ilgili, kendisini tatmin edecek, psikolojik gereksinimler (değerler) bulunmaktadır. Ebeveynler olarak meydan açtığımız yanlışlıklar ve noksanlıklar, daha fazla, çocukları bu son derece önemli psikolojik gereksinimlerle tatmin etme tarzları ve şekilleri, seviyesi doğrultusundadır. Burada kısaca sevgi, saygı, dinlenilme, tolerans (hoşgörü), yönlendirme ve oyun gibi gereksinimler üzerinde duracağız.

1. En önemli, en doğal gereksinim sevgidir. O yemek, içmek, barınmak gibi sürekli doyurulması gereken bir ihtiyaçtır. İfade tarzlarına gelince, görsel, işitsel, dokunsal olarak tüm duyularla yapılabilir. Daha somut olarak buraya, gönül okşayıcı münasip sözler, çocukla beraberlikler, hediyeler, ona dokunma, okşama, kendisinin fiziksel ihtiyaçlarını karşılama ile ilgili hizmet davranışları, dahildir. Sevginin içten ve koşulsuz verilmesi çok önemlidir. Çocuk, sevildiğini hissetmelidir.
Birçok ailelerimizde sevgi yeterince verilmemektedir, ebeveynlerin onu ne kadar ve nasıl verecekleri hakkında bilgisizliği ve beceriksizliği göze çarpar. En çok rastlanan zayıflıklarımız, ya çok soğuk davranmak, ya da onları nazlandırmak ve şımartmaktır. Maddiyatı daha iyi olan bazı kesimler, sevgi simgesi olarak, bahaneli bahanesiz, çocuklarına çok pahalı eşyalar hediye, başka birileri de büyük miktarda para armağan ediyorlar. Bunların bazılarında, („başkalarından çok farklıyız„ anlamında) gösteriş unsurunun bulunduğunu da söyleyebiliriz. Fakat bunların hepsinin (hatta içtenlikle yapılanlarda dahi) terbiyevi etkisi daima müspet değildir. Pahalı hediyeler, çocuğu, derslerinde, spor alanında vb. daha iyi başarılara teşvik edeceği yerde, ona, gevşetici etki yapabilir. Büyük miktarda verilen para ise onu, kumarcılık, uyuşturucu (narkotik kullanmaya), vb. bağımlılıklara itebilir. Sevgi için verilecek hediyeler çocuğun yaşına ve ihtiyaçlarına göre uygunlaştırılmasının amaca en iyi olacağını düşünüyorum. Başka, çok yaygın bir noksanlığımız da çocuğa yaptığımız hizmet ve jestleri kendisine başa kakmak, azarlamaktır. Çok zaman ağzımızdan şöyle ifadeler duyulur: „Bak sana nasıl eşyalar hediye ediyoruz, sen ise bizi biraz olsun sevindirmek, rahatlatmak için bir şey yapmıyorsun". Bu davranışımızı son derece çirkin buluyorum. Onun gösterdiği çaba ve ulaştığı sonuçlardan hoşnutsuzluğumuzu ifade etmek için, daha uygun ve ağrısız olabilecek başka çok usuller, yöntemler bulunmaktadır.

2. Sevgiden sonra, ona en yakın ve bağlı olan diğer ihtiyaç saygıdır. Saygı, çocuğun kendi hayatı ile ilgili özgür seçimlerine, onun tercihlerine, duygu ve düşüncelerine hoşgörülü davranmayı gerektirir. Ayrıca çocuğun sınırlarına da keza özen göstermek lazımdır. Mesela odasına girerken kapısını çalmak, özel eşyalarına bakmak için izin istemek vb. Bunlar saygı davranışlarıdır, çocuğun özsaygısını ve onurunu artırırlar. Psikolojik iklimin bu gereksinimi ile aramız nasıldır, aile ortamımızda hak ettiği yerini alabiliyor mu? Maalesef, ebeveynlerin büyük bir kısmı ona gereken önemi veremiyoruz. Önce, içimizden bazıları çocuklarımızın bizden farklı tercihlerini doğru bulmuyoruz, hatta pek kabullenemiyoruz. Bununla, pek farkında olamadan hafif düşüncelik ediyoruz. Böyle bir anlayış ve davranışlarımız, bilim ve ahlaka tam aykırı olup, mantıksız olarak nitelendirilebilir. Aslında bizim çocuğumuzun her şeyde bizi taklit etmesi, bize benzemesi ne gerekir, ne de mümkündür. Örneğin eğer biz futbolü seviyorsak, onun voleybolü tercih etmesi çok doğaldır. Eğer bizim zaafımız siyasete ise çocuğun zaafı spora veya başka bir alana olabilir. O bizden farklıdır, kendine özgü bir benliği kişiliği vardır, sadece kendine benzeyen bir şahsiyettir. Çocuğun düşünce ve duygularına yabancı kalmakla kendisine hakaret etmiş oluyoruz.

Çoğumuz çocuklarının tercihlerine güven beslemiyor, onların hayatı ve okul sorunları ile ilgili en doğru seçeneği bizlerin yapabileceğini düşünüyoruz. Aramızdan kimimiz kendi arzularını, hevesini ön plana alarak, çocuklarının yatkınlığını, potansiyelini ve başka niteliklere sahip olup olmadıklarını göz ardı ederek, onların bölümünü ve edinecekleri mesleği tek başına seçiyorlar. Çocukların fikirlerine ve tercihlerine yapılan saygısızlık, onların psişik aleminde çok derin travmalara neden olabilir.

3. Çok önemli ve büyük psişik içeriği (özü) bulunan bir ihtiyaç da dinlenilmedir. Herkes dinlenilmeye ihtiyaç duyar. Medeni dinlenilme gelişigüzel olmaz, muayyen kurallara riayet edilir. Birinci, en önemli talep, kendisi ile iletişime girdiğimiz bireyin kişiliğini kayıtsız şartsız kabullenmektir. Sağlıklı bir dinlenilme ile ilgili başka bir kural da onun art ve kötü niyetsiz olarak gerçekleşmesidir. Böyle dinlenilme ile kişiye : „Sen dinlenilmeye değer bir kişisin" mesajı verilir. Buna rağmen bu ihtiyaç belirli bir kesimler tarafından küçümsenmektedir. Genellikle çocuklarımızı daha çok bir olay vesilesiyle dinlemeyi uygun buluyoruz. Fakat burada geleneksel, her günlük, yani yaşam tarzımızla ilgili dinlenilme için söz ediliyor. Amaç, kendilerini ve aileyi ilgilendiren bazı sorunlar için fikirlerini almak. Çoğu zaman, diyeceklerini alelade, önemsiz bulup, çocukları dinlemeyi tenezzül etmiyoruz. Böyle bir düşüncesizliğin bizlere, çocukları iyi tanımamıza engel olabileceğine de akıl erdiremiyoruz. Nitekim bu gereksinim ve diğer psikolojik ihtiyaçlarla ilgili sistemli olarak meydan açtığımız yanlışlardan dolayı, iddia edebilirim ki, bizlerden hayli bir kesim çocuklarımızı iyi tanımıyoruz. Artı kendileriyle aramızda, zamanla, bir soğukluk, yabancılaşma sürecinin oluştuğunu da söyleyebiliriz. Kendilerini tanımıyoruz derken, onların ilgi alanlarını ve yatkınlığını, karakterini, entelektüel potansiyelini ve başka çok önemli niteliklerini bilmediğimizi kastediyorum. Tanımazlık ise bizleri rastgele ve ölçüsüz davranışlara sevk edebilir ve ediyor. Böyle davranışlarımız da ailede çelişkiler ve istenmeyen olaylar doğurabilir.

4. Psikolojik gereksinimler sisteminde, ilgi gösterisi çok önemli yer alır. Çocuğa ilgi göstermek demek onun fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarına duyarlı ve onları karşılamak için hazır olmak demektir. Her insan kendisine ilgi gösterilmesini ister ve bundan çok hoşnut kalır. Çocuklarımız için ise bu çok daha önemli bir ihtiyaçtır. Çünkü yaşadıkları farklı periyotlarda onların gelişmelerini, erken olgunlaşmanın vücuda getirdiği, kendilerinde oluşan çok özel fiziksel, fizyolojik ve psikolojik değişmeler takip eder. Dolayısıyla onlar devamlı olarak, kendilerine ilgi ve dikkat ihtiyacı duyarlar. Pek tabii ki, çocuklarımıza ilgi ve dikkat göstermenin bir yolu da bunun için zaman ayırmaktır. Bu gün zaman son derece önem kazandı, dolayısıyla çocuklarla gerçekleştirdiğimiz nitelikli beraberlikler olağanüstü önemlidir. Önceden ayarlanmış bulunan çocuklarımızla birlikteliğimiz, tüm varlığımızla onların yanında olmak demektir. Acaba çocuklarımızı bu çok özel "gıda" ile "doyurabiliyor muyuz ?" Eminim ki, burada da görevimizi düşük seviyede, gerekenin çok altına icra ediyoruz. Malik olduğumuz kısıtlı serbest zamanımızı mazeret olarak kullanarak, çocuklarımıza lazım gelen ilgiyi gösteremiyoruz. İçimizden hayli miktarda bir kesimin gösterdiği ilgi zayıftır. Kendileriyle uyguladığımız diyalog birkaç soru etrafında gerçekleşiyor: „Okul nasıl gidiyor, zayıf notların var mı ve ne kadar para lazım?" Genellikle şöyle düşünüyoruz: „bir vukuatları (yaramazlıkları) yok ya, ne diye onların ve kendi zamanımızı gereksiz ilgiye harcayalım". Bu düşünce hiç de doğru olmamasından başka, çok da tehlikelidir. Yani, bu mantığa göre, çocuklarımıza dikkatimizi ve ilgimizi artırmamız için bir olay bekliyoruz. Ama o zaman geç olmayacak mı? Burada sorun olayların önüne geçmek, onları önlemek, istemediğimizin belirmesine imkan vermemek. Bir şey yapmadan beklemek, sükunette kalmak ise kötü bir işarettir. Mademki bekliyoruz, o da, tez veya geç gelebilir. Bu bir gerçektir. İletişimde bulunmak, çalışmak, genellikle çabalamak ise iyi bir işarettir. O kötüyü iter, uzaklaştırır, merak ettiğimizin, olumlunun doğmasına yardım eder. Bu da hayatın başka bir gerçeğidir, kanunudur.
Gerçekten, içinde bulunduğumuz ve çok uzun süren dönemde gerilimli yaşıyoruz. Ailemizin en önemli ihtiyaçlarını karşılamak ile ilgili yaşadığımız zorluklar ve sıkıntılar, zamanımızın çok büyük bir kısmını yiyor. Buna rağmen çocuklarımıza ilgi için gereken zamanı bulmalıyız, diye düşünüyorum. Ben soruyorum kendime, acaba, dostlarımızla kafeterya ve barlarda geçirdiğimiz vakti nerede buluyoruz ? Şüphesiz sorun iyi niyette, iradede ve büyük arzudadır. Bazı ebeveynler aile firmalarında veya başka firmalarda, her şeyden önce gelirlerini ön plana geçirerek, çocuklarını ilgiden mahrum ediyorlar. Daha fazla sorun çıkmasın diye çocukların ellerine fazla miktarda para sıkıştırıp gönüllerini yapıyorlar. Bu kardeşlerimizden kiminin matematikten iyi olmalarına rağmen basit bir hesabı yapamıyorlar. Acaba bir yerden çok kazanırken, başka yerden ne ve ne kadar kaybediyorlar?
Bu bağlamda bir hususun daha iyi anlaşılmadığını veya unutulduğunu söylemek gerek. Ülkemizde demokratik değişimden sonra, devlet yeni, görülmemiş, bambaşka bir duruma girdi. Yolsuzluklar cinayetlik olayları, komarcılık, uyuşturuculuk vb. hemen hemen hiç engelsiz, alabildiğine aldı yürüdü, ahlak normları alanında gemsizlik, şımarıklık, ona keza. Bu da, çocukları, hayati tehlike teşkil eden kötü alışkanlıklardan koruyabilme açısından, aile terbiyesi ile ilgili görevlerimizi son derece zorlaştırdı.

5. Hoşgörü (Tolerans) başka tür bir psikolojik ihtiyaçtır. O çocukların özgürlüğü ile bağlıdır. Ailede çocuklara verilen özgürlük sınırsız değildir, aile değerleri ve kuralları dahilindedir. Medeni ailelerde çocuklar aklına esen her şeyi yapmaz ve buna imkan da verilmez. Ebeveynlerin kendilerine talepleri vardır. Sınırlar aşıldığında uyarılırlar. Eğer uyarılara aldırış edilmezse daha ciddi tedbir alınır. Hiç şiddet kullanmadan, çocuğun kurallara riayet etmesi uygulanır. Sağlıklı bir psikolojik iklimde özgürlükle sorumluluk el ele gider. Dolayısıyla daha küçük yaşta çocukta iç disiplin ve sorumluluk anlayışı gelişir. Çocukların işbu psikolojik gereksinimle tatmin edilmesi sürecinde ölçü ve dozunu bulmakta hayli zorlanıyoruz. Bazı ortamlarda çocuklara çok büyük özgürlük tanınıyor, başka yerlerde ise çok kısıtlı olarak veriliyor. Çocuklar nereye gidebilir, ziyaret edebilir, neresini ziyaret edemez, ne yapabilirler ne yapamazlar sorunu, ailenin kendi değer sistemi sorunudur. Konunun esas itibariyle ve prensip açısından çözümü, ailede, çocuklara uygun, münasip yolla, sakince, rahatça, onların korunması ve emniyeti ile ilgili tüm problemleri ayrıntılı olarak inceleyerek, umum bir karara bağlayarak yapılabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla belirli kriterler ve deliller bazında, birlikte aile değer yönelgesi oluşturulur, yani nelere izin verilir, nelere verilmez, neleri kabullenemez ve korunmaları gerekir. Çünkü kabaca, şiddetle getirilen yasaklamalar sorunu çözmemekten başka "yangına körükle gitmek" demektir. Unutmamalıyız ki, "yasak meyve en tatlı olanıdır".
6. Rehberlik: Ne kadar da ikinci dereceli görünse, bu gereksinimin kendine özgü anlamı vardır. Çocuklar her zaman her tür işleri beceremezler, buna rağmen yaşlarına ve güçlerine uymayan zorlukları yenmeye çaba gösterirler. Ailelerine yardım etmek amacıyla, zahmetli işler üstlenmeyi severler. Fakat çoğu zaman bu girişimlerinde başarısız olurlar ve yönlendirilmelerini isterler. Bununla ilgili de bir hangi yanlışlara meydan açıyoruz. Bazı anlarda onları ya kendi başına bırakıyoruz, ya da yeterli güce sahip değiller, başaramayacaklarını fırsat bilerek, kendilerine vazife vermiyoruz. Fakat bununla çocuklara yardım etmiyoruz, bilakis engel oluyoruz. Onların yaşı ve güçleri oranında kendilerini uygun, münasip işlerle görevlendirmeliyiz. Aynı zamanda onları dikkatle takip edip, gerektiğinde yönlendirmeliyiz.
7. Oyun: Çocukların hayattaki en önemli işleri oyundur. Oyun ile hayata hazırlanırlar. Onu zaman kaybetme olarak algılamak yanlıştır. Oyunun olağanüstü fonksiyonları vardır. Çocukların akıllarını geliştirir, onlara arkadaşlığı, yardımlaşmayı, başkalarıyla iletişime girmeyi öğretir. Oyunla çocukların psikolojisini de gelişir.
Buraya dek aktarılanlara dayanarak ulaştığımız şu sonuçları verebiliriz: Psikolojik etkenler, bu arada psikolojik iklim çocukların tam olarak yetişmesinde kesin önemi bulunmaktadır. Psikolojik ihtiyaçlar doğrultusunda meydan açılan zayıflıklar ve hatalar sonuçsuz kalmazlar, onların gelişmesinde çok ciddi bozukluklara sebep olurlar. Fiziksel olarak çocuk iyi gelişmiş, yetişkin görünse de, psikolojik açıdan çocuğa özgü bazı karakteristik unsurlar taşır. Kendi benliği ile ilgili, onda değersizlik bilinci, bir boşluk doğabilir. Bu boşluk da mutsuzluk getirebilir. Beyin, bu mutsuzluğun nedenlerini ya eşyalarda, ya da olaylarda arar. Sorunlardan kaçmak için (uyuşturucu almak, komarcılık, şiddet, hırsızlık vb.) çeşitli bağımlılıklar geliştirir. Dolayısıyla ailedeki sağlıksız psikolojik iklim çocukların ruhsal aleminde çok ehemmiyetli bozukluklar yaratabilir. Psişik travmaların ise birçok özellikleri bulunmaktadır. Prensip itibariyle onlar çok daha zor tedavi olurlar. Bundan başka bu tür travmalar beraberinde organ hastalıkları da getirirler. Bu nedenle psikolojik etkenlerin ve hususların küçümsenmesine izin verilemez, çünkü bunun bedeli çok ağırdır.


DİĞER HABERLER