İBRAHİM’İN YALNIZLIĞI



Cuma, 18 Aralık 2009

İBRAHİM’İN YALNIZLIĞIİbrahim, toplumunu çok yakından ilgilendiren davayı izlemek üzere mahkeme salonuna girdi. Nedense daha ilk adımında kendini orada yapayalnız hissetti.
Mahkemenin "dingonun ahırı" olmasını önlemeye çalışan hakim, sık sık gürültü yapan grubu uyarıyor, ama kendini dinletemiyordu.
İbrahim gürültü yapanları tanıdı, kızgın gözleri ile etrafa ısıracakmış gibi bakan faşistler...
Hakimin dışarı çıkarılmasını istediği grup, müthiş bir gövde gösterisi ile kimseye aldırış etmeden sonuna kadar salonda kaldı.
Karar açıklandığında, davayı tuttukları tarafın kazandığını duyan faşistler sevinçten kudurdular.
İbrahim, yavaşça salondan çıkarken, faşistler, salonda, her zamanki cahillikleriyle, sadece kendilerine ait sandıkları ulusal marşı okumaya başlamışlardı.
İbrahim, böyle bir sürüyü uzaktan seyretmenin en akıllaca, en güvenli yol olduğunu anlayabilecek biriydi; yolun karşısına, deniz kenarına geçti.
Faşistler de dışarı çıktılar, 15-20 kişilik bir sürüydüler, suratlarında sevinç-şiddet karışımı bir ifade ile boş gözlerle çevreye bakıyorlardı.
Birdenbire İbrahim'i farkettiler, havada boş boş dolaşan gözleri bir anda İbrahim'e sabitlendi.
İbrahim insandı; çok korktu.
Bir anda, köpekler gibi uluyarak İbrahim'e doğru koşmaya başladılar.
İbrahim, bir tarafında deniz, bir tarafında apartman blokları olan yolda olanca gayretiyle koşmaya ve kendini izleyen salyalılardan uzaklaşmaya çalıştı. En sonunda, rastladığı ilk sokağa daldı, kendisini görmemeleri için dua ederek, açık bulduğu ilk kapıya girerek bilmediği bir apartmana sığındı.
Ama görmüşlerdi; İbrahim'i 2. katta yakaladılar...
İbrahim, kudurmuş köpekler arasında kalmış bir fidan gibi ezildi; ağzı burnu kanlar içinde son duasını aklına getirmeye çalışırken, birden inanılmaz bir şey oldu; polis geldi!.
İbrahim Allah'ına şükretti; aynen filmlerdeki gibi, polis tam zamanında gelmişti, saldırgan sürüsündekiler polise rağmen birkaç yumruk daha atmayı ihmal etmediler. Polisler, sürüyü apartman dışına "sürerek" İbrahim'i kurtardı.
Dışarıdaki sürü "onu bize verin" diye bağırıyordu, İbrahim bütün şoka rağmen, polislerin onları neden önlemediklerini anlamaya çalıştı, ama başaramadı. Dışarıya takviye polisler gelmişti, bir kordon oluşturuldu ve İbrahim sanki kendisi suçluymuşçasına, kendisine tarif edildiği üzere, polis kordonunun içinden koşarak, kendini kapısı açık bekleyen polis arabasına atarak canını kurtarabildi.
İbrahim, kendine saldıranlardan tek bir kişinin bile tutuklandığını, alınıp götürüldüğünü görmedi; emniyet merkezinde de onlardan herhangi biriyle karşılaşmadı.
İbrahim, emniyette, ardı ardına gelen soruları yanıtlayabilmeye uğraşıyor ama kuruyan kan dudaklarını birbirine yapıştırdığı için konuşamıyordu; bir bardak su istedi.
Polislerden biri küçük bir pet şişe ile su getirdi ve inanılmaz bir şey yaptı; İbrahim'in gözlerinin içine baktı ve İbrahim'in masaya saçılmış eşyaları içindeki bozuk paralardan seçerek suyun parasını aldı.
İbrahim, gerçekten yapayalnız olduğunu anladı.
İbrahim kim, burası neresi, olan biten nedir...
Hepsini anlatacağım.
Bekleyin.




İBRAHİM'İN YALNIZLIGI - 2



Yukarıdaki yazımda bir duruşmayı izleyen İbrahim'in, mahkeme sonrasında faşistler tarafından kovalanışını, sığındığı herhangi bir apartmanın ikinci katında öldüresiye dövüldüğünü ayrıntılarıyla anlatmıştım...
O İbrahim, benim kardeşim (den de yakın) İbrahim Baltalı. Yunanistan'da yaşayan Batı Trakyalı bir gazeteci. Horion Likion-Sapes'de yani Kurcalı-Şapçı'da yayınlanan Rodop Rüzgarı dergisinin sahibi. Pasaportunda yazan resmi adıyla İbraim İbram.
Saldırının meydana geldiği yer Aleksandroupolis yani Dedeağaç, saldıranlar "Türk-Yunan dostluğuna hayır" diyen aşırı milliyetçi Yunanlılar.
Saldırıya uğrayan kendisi olduğu halde bir suçlu gibi Polis Merkezi'ne götürülen ve sorgulanan İbrahim, ilerleyen saatlerde, bu defa da Yunanlı bir emniyet amiri kılığına bürünen "İyilik" tarafından kurtarıldı. Yazılarımda çok söz ederim, aynı "İyilik", briyantinli saçlı bir Yunan subayı üniforması giyerek bizzat babam Mustafa Karabulut'u, Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci Yunan erlerinin elinden, beni de Fransa'da çalışan Yunan gençleri şekline girerek, Paris Metrosunda Avrupalı neo-faşistlerin elinden kurtarmıştı.
Ne var ki, "iyiliğin gücü" bir yere kadar yetiyor. İbrahim karakoldan sonra gittiği hastanede saatlerce sıra bekledi ve evine kendisinin kullandığı arabayla dönebildi.

***

Başta Yunanistan'ın İzmir Başkonsolosu Hara Skolarikou çok iyi bilir ki, ben Yunanistan'a aşık bir adamım. Amerikan Emperyalizminin "komşunu boğazla, evi senin olsun, boğazlarken benim gönderdiğim bıçakları kullan, bana babanmışım gibi itaat et!" numaralarını yiyecek adam değilim. Üstelik, Yunanistan'a olan sevgim ve saygım, son zamanlarda moda olan "dostluk" döneminden çok daha öncelere, "dostluk" denen şeyin yasak, sakıncalı, günah olduğu "zor yıllar"da olgunlaşmıştır.
Ama hiç kusura bakılmasın... Ağzıma geleni söyleyeceğim...
Bu olayda büyük dersler yatıyor...
Olayı Cihan Haber Ajansı "yaydığı" halde, Türkiye'de konu ile sadece TRT "ilgilendi". Başka hiçbir yerde "tık" yoktu. Basınımızın, kamuoyunun, tek bir yurttaşının hakkını bütün dünyayı ayağa kaldırarak arayan Yunanistan'dan alacağı çok ders var.
Yunanistan'a gelince... Bölgedeki Türk asıllı milletvekilleri dışında kimse kılını bile kıpırdatmadı. Özellikle Yeşiller başta olmak üzere, insanlık adına hareket ettiklerini iddia eden bütün Yunan örgütlenmelerine teessüflerimi gönderiyorum. Daha da ötesine geçiyorum; Yunanistan işgal altındayken, tam da kendilerine yakışanı yapıp işgalcilerle işbirliği yapan sağcılara karşı büyük bir insanlık savaşı veren ve iç savaş sonunda Yunanistan'ı faşizmin ellerinden çekip alan Yunanistan Komünist Partisi'ne ve onun Genel Sekreteri Aleka Papariga‘ya ise "yazıklar olsun" diyorum.
Yunanistan'da, Yunan çatısı altında yaşayan, deniz mavisi üzerinde ak istavrozlu Yunan pasaportunda adı yazan, canını, namusunu, malını Yunan devletine emanet etmiş bir azınlık üyesine yapılanlar karşısında sus pus olanların, demokratlık ve adamlık konusunda, İbrahim'in meslektaşı Hrant Dink'in ölümünden sonra yollara dökülen ve hatta "Hepimiz Hrant'ız; Hepimiz Ermeniyiz!" diye bağıracak kadar "peygamberane" davranan milyonlarca Türk demokratından öğreneceği çok şey var...






DİĞER HABERLER