5 Mayıs’ın geç öğleden sonrası… Beli Vir’de (Mındırağaç) güneş tepelerin ardına süzülürken, köy sadece Hıdırellez arifesinde hissedilen o özel bekleyişle nefes alıyor.
Kapılar aralık; kadınlar dışarıyı gözlüyor. En güzel kıyafetlerini giymiş, gülümseyen ve hafifçe heyecanlı genç kızlar, ellerinde o kutsal kabı tutuyorlar. Sokaklarda yavaş yavaş yürümeye başlıyorlar. Her kapıda umutla karşılanıyorlar.
“Buyurun kızlar… Bereketli olsun,” diye fısıldıyor yaşlı bir kadın ve kaba küçük bir hatıra bırakıyor. Onun ardından bir başkası küpe, üçüncüsü ise bir nazar boncuğu ekliyor. Her nesne sanki küçük bir dua gibi; sağlık için, aşk için, bir çocuğun veya torunun geleceği için…
Aynı manzara Pryaporets, Dyadovsko, Jıtnitsa, Jeleznik, Çernooçene, Çerna Niva, Lyaskovo gibi köylerde de canlanıyor. Her köyün kendi ritmi var ama bu gelenek, onları aynı kumaşın iplikleri gibi birbirine bağlıyor.
Son ev de ziyaret edildikten sonra kızlar meydanda toplanıyor. Kaptaki nesneler, içi temiz su dolu büyük bir kazana boşaltılıyor. Kazanın yanında, hangi bitkinin "şans getireceğini" bilen kızların topladığı yeşillikler ve tarla çiçekleri bekliyor.
Kazanın üzeri sıkıca kapatılıyor ve geceyi çiçek açmış bir gül çalısının veya asırlık bir ağacın altında geçirmeye bırakılıyor. Beli Vir’de bu yer çoktan seçilmiş: Sreditsa mahallesindeki en eski leylek yuvasının tam altı.
Leylekler her bahar, sanki sözleşmiş gibi gelirler. Yuvaları, köyün üzerinde beyaz bir taç gibi durur; yuvanın, bereketin ve geri dönüşün sembolüdür.
Kadınlardan biri, kazanın üzerindeki örtüyü düzeltirken, “Leyleklerin altında her şey gerçek olur,” diyor. “Onlar gökyüzünden bereket getirir.”
Gece sessizce çöküyor. Işıklar birer birer sönüyor ancak kazanın çevresinde bir uyanıklık hissi hakim; sanki leylekler yukarıdan ritüeli koruyor, karanlıkta kanatlarını hafifçe titretiyorlar.
Şafak sökerken insanlar meydanda toplanmaya başlıyor. Hava nemli, otlar serin; ağacın yanındaki salıncak sabah rüzgarıyla sallanıyor. Kadınlar yanlarında sütlü kahve getirmişler; "zihni temizlemek" için gereken o sıcak ve aromatik içecek. Genç anne Neşe Lütfi, “Bu kahve olmadan olmaz. Kaderin sana ne dediğini duymak için tertemiz olmalısın,” diyor.
Bu yılki ritüel için seçilen kız, kazanın başına geçiyor. Herkes susuyor. Örtüyü çözüyor; su parlıyor, çiçekler daha da açılmış. Yukarıdaki yuvadan hafif bir tıkırtı geliyor; leylekler çoktan uyanmış.
Nesneler çıkarılmaya başlıyor. İlk çıkan küçük bir yüzük. Bir mani okunuyor; gülümsemelere ve fısıldaşmalara sebep olan bir dörtlük... Ardından ikinci nesne, üçüncü... Her manide insanlar, sanki sadece bu ritüelin fısıldayabileceği bir sırrı duymak istercesine öne eğiliyorlar.
Son nesne de çıkarıldığında gerginlik dağılıyor. Kadınlar şakalaşıyor, kızlar gülüşüyor, yaşlılar memnuniyetle baş sallıyor: Bir Martıfal daha usulüne uygun şekilde tamamlandı.
Rodop şarkılarının yankısı altında hep birlikte horaya (halaya) duruluyor. Beli Vir’den Fatmegül Salim nenesine ait eşyasını önlüğüne koyarken, “Bizi hayatta tutan budur: Gelenek. Ve leylekler… Onlar her zaman geri döner,” diyor.
Gerçekten de Martıfal; nesilleri, hafızayı, umudu ve aidiyeti bir araya getiriyor. Ayinin üzerinde süzülen leylekler ise gerçek olan her şeyin - evin, köklerin ve inancın- bir gün mutlaka geri döneceğini hatırlatıyor.
Her yıl, aynı günde ve aynı yerde, Çernooçene (Yenipazar) halkı, o kanatların altında gelecek için güç buluyor.
İsmet İSMAİL