"Mutluluk sembollerin" ustası ressam Şükran İstanbullu ile söyleşi



Cuma, 30 Ekim 2015

Sevgili okuyucular, 20 Ekim'de Ömer Lütfi Kültür Derneği merkezinde resim hocası dünyaca ünlü ressam Hikmet Çetinkaya ile birlikte Kırcaalilerle buluşmadan önce "Mutluluk sembollerin" ustası ressam Şükran İstanbullu ile yaptığımız söyleşiyi dikkatinize sunuyoruz.

-Sayın İstanbullu, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

-Ben ekonomist ve aynı zamanda çocuk eğitim psikoloğuyum. Bu konuda yüksek lisans yaptım. Eşimin görevi dolayısıyla (o hariciyeydi) yurt dışında bulunduğumuz dönemde Amerika'da üç yıl resim sanatı konusunda eğitim aldım. Sonra Türkiye'ye geldim. Üst düzey yönetici olarak çalışıyordum. Daha sonra Ankara'da Hikmet Hoca ile yolumuz kesişti. Onunla çalışmaya başladım. Ve ondan sonra da profesyonel olaraktan kendi kendime yaptığım o çalışmaları daha farklı bir şekilde üretmeye başladım. Empresyonist tarzda çalışıyorum ama akrilik çalışmalarım tümüyle karışık teknik dediğimiz farklı çalışmalar. Benim kendi tarzım, kendi bulmuş olduğum teknikleri uyguluyorum. Tuval üzerinde seramik gibi oluyor. Onlar mutluluk objeleri ve tümüyle sevgi, mutluluk, huzur. Ben öyle düşünüyorum, çünkü benim yapım ona uygun. Ürettiğim şeylerin de onları yansıttığına inanıyorum. Sonuç itibariyle yaşam görmek isterseniz, pek çok güzellikleri yansıtan bir ayna. Yeter ki siz o aynayı ve yansıtmayı görün. Kendi içinizdekini de ortaya koyun. Yoksa görmek istemezseniz, var olan hiçbir şeyin farkına varamazsınız. Leonardo Da Vinci, benim hayran olduğum bir sanatçıdır. O, der ki, "Resmi gözle görürsünüz". Yani bakarsınız görürsünüz. Ama ruhun penceresi gözlerdir. O nedenle yaptığınız her şeyde ruhunuzu da katarsanız, yaşanılan her şeyin ve size katılan her şeyin farklı olduğuna inanıyorum. Şimdiye kadar 300'den fazla karma sergim, 20 civarında kişisel sergim, 20 civarında da uluslararası sanat fuarlarına katılımım var.

- Resimlerinizde genel olarak işlediğiniz konular nelerdir?

-Ben çiçeği çok seven bir insanım. Nereye gidersem gideyim, iki günlük bir yurt dışında dahi olsa hemen bir çiçek alırım, odama koyarım. Leylakları işliyordum ben. Leylaklar ve güller. Leylak bana göre birlik sembolü. Bir leylak ağacı düşünün. Üzerinde çeşitli kollarıyla ve onun üstünde de tomur tomur bir sürü leylak çiçekleri. O çok kısa ömrüne rağmen o enfes kokusuyla çok kısa süren güzelliğine rağmen hep anılarımızdadır. Leylak benim için tüme varımı simgeler. Tanrıya varışı simgeler. Gül, doğuşu, yeniden oluşumu temsil eder. Leylağın ömrü kısadır. Tıpkı hayatımıza sevgiyle veya çeşitli farklı şeylerle dokunan insanlar gibi. Evet, gider, biter, ama o dokundukları yanlarıyla ömür boyu sevgisiyle varlığıyla hayatımıza yön verenlerdir. Evrenin sevgisi de odur. Ben her şeye evrenin sevgisiyle bakıyorum açıkçası. Önemli olan yaşamı kolaylaştırmak. Yaşamı evren sevgisiyle bakarak kolaylaştırmak. Zorlaştırmak çok kolay, ama kolaylaştırmak zor. Zor olanı seçmek gerekiyor. Ben her zaman için evrene sevgiyle bakan bir insanım. Ve onun dokunduğuna inanan bir insanım. Sonuç itibariyle sevgi diyorum, her şey sevgi.

-Kırcaali ile ilgili düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

-Bize yansıtılan daha önceleri bilgilerimizde bu şekilde değildi. Ama ben internetten inceleme yaptım. Hikmet Bey'e de söyledim. Kırcaali, bizim düşündüğümüz gibi değil. Çok farklı ve tarihi çok daha sıkı, iyi olan bir takım hoşlukları olan bir yer. Görsel zenginliği var. Tarihi şeyleri çok hoş. Gittiğimizde Kırcaali'yi çok seveceğiz dedim. Geldik, hakikatten doğası, görüntüsü, insanlarının sıcaklığı, Kırcaali'yi çok sevdik açıkçası. Keyif aldık, burada olmaktan mutluyuz. Sergide de pek çok sanatsever dostla, sanatçılarla beraber olacağız. Onlarla tanışmaktan mutluluk duyacağım. Sizlerle tanıştığım için de mutluyum.

- Hikmet Bey, Filibe'de birlikte çalıştığınızı söyledi. Bununla ilgili bilgi verebilir misiniz?

-Evet. Sekiz yıldır Filibe'ye gidiyoruz. Hocamın sergilerine de eşlik ediyorum. Hocamın sergileri oluyor. Karma sergilerimiz oluyor. Filibe'deki Aspect Art Gallery ortak galerimiz. Mesela, Atina'ya, Rusya'da Moskova'ya, Kıbrıs'a, Fransa'ya pek çok ülkeye birlikte gittik. Grup olarak da, hocayla da gidiyoruz. O, bizim ustamız. Onun atölyesi var. Atölyesinde piştik diyelim. Her zaman gururla onun öğrencisi olduğumu söylerim. Şimdi benim de Ankara'da atölyem var, benim de öğrencilerim var. Yurt dışından gelen gruplarım var. Amerika'da bulunduğum dönemde Maryland Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü'nde eğitim aldım. Onu ben kendim için aldım. O farklı bir şey. Hocalarım beni yarışmalara sokarlardı. Hep birinci olurdum. Fakat benim babam dedi ki, "Kızım bu tanrı vergisi bir kabiliyet. Sen bunu her zaman için değerlendirebilirsin. O nedenle ülkemizde bir kadının altın bileziği olmalı, mesleği olmalı. Yani sanat, evet çok güzel ama geleceğin açısından ben farklı bir meslek dalı seçmeni istiyorum". O, hukuk okumamı istiyordu. Ben de bunu istiyordum, ama babamı da kırmak istemedim. Onun üzerine ben işletmeyi, ekonomiyi seçtim. Ne onun, ne benim istediğim oldu. Sonra psikolojiyi seviyordum. Yine sınava girdim, yine o dalda eğitim aldım. Onda yüksek lisansımı tamamladım. Ama Amerika'ya gittiğimizde bu içimde kaldığı için orada sınavlara girdim, kazandım. Orada üç yıl resim sanatı üzerine eğitim aldım. Türkiye döndüğümüzde de yine mesleğime devam ederken Hikmet Bey ile yollarımız kesişti.

-Resim yapmaya ne zaman başladınız?

-Çocukluktan itibaren. Yani benim ilkokulda normal defterlerin yanı sıra hocalarım anneme babama ayrıca defterler aldırırlardı. Çünkü defter bitiyordu hemen. Hep desen çalışması yapıyordum.

-İyi bir ressam nasıl olunur?

-İyi bir ressam mı, iyi bir sanatçı mı? Yani ressam gördüğünü çizen, yapan kişidir. Bu herkese göre değişir. Benim güzelim başkasının çirkini olabilir. Hangi dalda ne şekilde, nasıl çalışıyorsa ona göre bu farklılık kazanan bir şey. Yani o çok iyi, bu çok kötü diye tanımlama yapmak yanlış. Yani öyle bir tanımlama yapamam. Çünkü herkesin kendi şeyi kendine göre çok iyi.

-Kırcaalilere ne söylemek istersiniz?

-Bulgaristan sanat merkezi olan bir yer. Çok Bulgar sanatçı dostlarımız var. Son derece iyi eğitim veren sistem ve iyi yetişmiş sanatçılar var. O nedenle ülke olarak çok şanslısınız bir kere. Çünkü eğitim sisteminiz çok iyi. Keşke mümkün olsa da burada da bir eğitim alabilsem, üniversitesine gidebilsem. Bence yaşamda çok zorluklar var. Hepimizin hayatında var. Sizlerin de vardır. Ama sevgiyle bakarsanız pek çok zorluğun çözüleceğine inanıyorum. Onun üzerine de sevgi her şeyi çözen yol. Sizleri tanıdığım için çok mutluyum. Dilerim bu çalışmalarınız devam eder, süregelir Türkiye'de, burada. Hayatımıza sevgiyi davet ettiğimizde, öyle diyeyim, ben şuna inanıyorum, her şey farkındalıkla şekillendiriliyor. Tanrımız insana önce tıp tıp diye dokunuyor, sonra pat pat, sonra güm güm. Önemli olan farkına varmak yaşamın, her şeyin bir bütün olduğunu, hepimiz birbirimizin bir parçasıyız. O tıp tıplarda farkına varabilmek çok önemli. Tıp tıpların farkına vardığınızda evrene daha farklı bakmaya başlıyorsunuz. Çünkü bana göre yaprak da, insan da, hayvan da, doğa da, her şey, o yaratıcı güç, hepimiz birbirimizin parçasıyız, yansıyan parçasıyız. Durup dururken siz kendi kolunuzu keser misiniz?! (Yok) Kesmezsiniz. Siz bana zarar verirseniz kendi kolunuzu kesmiş oluyorsunuz. Ben size zarar verirsem, kendime zarar vermiş oluyorum. Biz bir bütünün parçasıyız. Yeter ki o parçaları o sevgiyle bütünleştirelim. Harcımız sevgi ve saygı olsun. Gerisi de hikaye zaten.

Söyleşi: Resmiye MÜMÜN


Diğer Fotoğraflar

DİĞER HABERLER