Bulgaristan?ın yakın tarihindeki en ağır insan hakları ihlallerinden biri olan asimilasyon politikaları, uzun yıllar boyunca ders kitaplarında neredeyse hiç yer bulamadı. Türk ve Müslüman nüfusa yönelik zorla isim değiştirme, dini yasaklar, kültürel baskılar ve 1989?daki zorunlu kitlesel göç, komünist rejimin en karanlık uygulamalarından biri olmasına rağmen eğitim sistemi bu gerçekle yüzleşmekte geç kaldı.
Bugün sorulması gereken soru şu: Bir toplum, kendi tarihindeki en büyük yaralardan birini çocuklarına neden anlatmaz?
Son yıllarda müfredatta yapılan değişiklikler umut vericiydi. Nihayet komünist dönemle ilgili bölümlere bu acı dönem eklendi. Ancak iş ders kitaplarına gelince tablo hala bulanık.
Bazı kitaplarda devletin baskı aygıtlarının nasıl çalıştığı, ayaklanmaların nasıl bastırıldığı, propaganda makinesinin nasıl işlediği anlatılıyor. Bazılarında ise sadece ?isimler değiştirildi? denilip geçiliyor.
Oysa mesele sadece ?isim? değildi. Bu bir kimlik silme girişimiydi. Bir insanın kimliğini, dilini, inancını elinden almak, onu görünmez kılmaktır. Ve bu süreçte nice insan öldü, nice aile dağıldı, nice çocuk travmalarla büyüdü.
Bazı ders kitapları uluslararası tepkilerden, parlamento deklarasyonlarından bahsederek daha geniş bir çerçeve sunuyor. Bazıları ise mağdur sayılarından, kamplara gönderilenlerden, hafızanın sembollerinden bahsediliyor. Mesela bir kitapta Türkyan Çeşme?nin fotoğrafının bulunması küçük bir detay gibi görünür ama aslında büyük bir semboldür: Bir çocuğun ölümü, bir toplumun hafızasında yıllarca kapanmayan bir yara olarak duruyor.
Bazı kitaplarda ?Yeniden Doğuş Süreci? ve ?Büyük Göç?ten bahsediliyor, ancak çoğunlukla kısa ve sınırlı metinlerle. Derinlikten uzak bu anlatımlar, öğrencinin konuyu ancak yüzeysel biçimde anlamasına olanak tanıyor.
Asıl gerçek sınıfta saklı: Öğretmen anlatırsa var, anlatmazsa yok.
Ders kitapları ne kadar değişirse değişsin, bu konunun sınıfa girip girmeyeceği öğretmene bağlı. Bazı öğretmenlerin konuyu özenle işliyor. Tanıklıklar okutuyorlar, belgeler gösteriyorlar, öğrencilerle konuşuyorlar.
Ama bazıları da var ki, aynı konuyu üç dakikada bitiriyor. Çünkü zor, çünkü rahatsız edici, çünkü konuşması bile insanın içini burkuyor.
Ama tarih denen şey bazen tam da böyle rahatsız edici olmalı. Bir toplumun büyümesi, ancak geçmişindeki karanlıkla yüzleşmesiyle mümkün olur.
Belki de Bulgaristan hala geçmişiyle tam olarak yüzleşmeye hazır değil.
Belki de bazıları bu konuda konuşulmasını istemiyor.
Belki de ?geçmişi kurcalamamak en iyisi? diye düşünenler hala çok.
Ama şu kesin: Hafıza ertelenebilir ama yok olmaz.
Türk ve Müslüman topluluğun yaşadığı travmalar, bugün hala ailelerin anlatılarında, mezar taşlarında, türkülere sinmiş acılarda yaşıyor. Ders kitapları ise bu hafızanın ancak küçük bir kısmını yansıtıyor.
Bugünün ders kitapları geçmişe göre daha fazla bilgi içerse de anlatımların niteliği hala yayınevine ve öğretmene göre değişmektedir. Komünist rejimin Türk ve Müslümanlara uyguladığı zorla isim değiştirme, baskı, kültürel yasaklar ve zorunlu göç politikaları Bulgaristan?ın demokratik gelişimi açısından mutlaka açık, tarafsız ve detaylı biçimde ele alınmalıdır.
Eğitim, toplumsal barışın belki de en güçlü aracıdır. Bir çocuğa doğru bir tarih anlatırsanız, büyüdüğünde adalet duygusu da doğru gelişir. Yanlış ya da eksik anlatırsanız, önyargılar yerleşir.
Bugün Bulgaristan?da yaşayan Türklerin ve Müslümanların tarihinin parçalı ya da eksik şekilde ders kitaplarına girmesi, bir ülkenin hafızasında hala çözülememiş düğümler olduğunu gösteriyor.
Bir toplum, geçmişinin acılarıyla yüzleşmeden geleceğe güvenle bakamaz.
Şuan da yapılması gereken tam olarak budur: Acıyla yüzleşmek, sessizliği kırmak ve hafızayı hak ettiği yere koymak.